21 Mart 2020 Cumartesi

Yaşadığımız Devri Sorgulatan En İyi 19 Distopya Filmi

Öncelikle distopyanın ne olduğunu açıklamaya çalışalım: Distopya, ütopyanın karşılığı olarak kötü, karamsar, kıyamet senaryoları içeren bir dünya üzerine kurulu hayal anlamına gelir.

Herkesin kıyameti kendine tabii. Size göre dünya ayran tsunamisi altında kalabilir, ülkeyi yönetenlerin bıyıkları sizi halının altına süpürebilir, o biraz hayal gücünüze kalmış. Kendi distopyanı kendin yarat isimli çalışmalarımız yakında başlayacak.
Yalnız birkaç distopya eseri var ki bakkala gittim distopya aldım bilinirliğinde olan; tabii ki Hayvan Çiftliği, 1984 ve Cesur Yeni Dünya gibi kitaplardan bahsediyoruz. Distopyanın anlamını bilmeseniz dahi bi George Orwell, bi Aldous Huxley olsun, bu yazarları mutlaka duydunuz, eminiz.


Peki ya distopya filmleri?

En basit haliyle kötü gelecek olarak tanımlayabileceğimiz distopya, Superman’in kırmızı donuyla dünyaları kurtardığı filmlerde göremeyeceğiniz bir anlayışa sahip. Distopik gelecek kötüdür, karamsardır, insanlık için umut yoktur ve insanoğlu bir zamanlar efendisi olduğu varlığın kölesi haline gelmiştir ya da doğal afetler anasını ağlatmıştır.
Herkesin kıyameti kendine dedik ya, işte orada makineler tarafından mı yoksa fareler tarafından mı yönetileceğimize karar vermek devreye giriyor. Biz de üşenmedik, biraz kafayı sıyırmış her yönetmenin el attığı distopik filmler kuşağına bıraktık kendimizi.

Metropolis (Fritz Lang, 1927)

Amiyane tabirle zengin oğlanla fakir kızın efsanevi aşkı üstünden felsefesini yediren, zamanının ilk distopik filmi olarak gösterilen ve kapitalizmi ıslak odunla kovalayan başyapıt, bu türün özellikle Alman sineması üzerinden nasıl çekildiğini görmek isteyenler için nevi şahsına münhasır bir yapıt.
Niteliksiz bilgi: Hitler’in en sevdiği film imiş.

Alphaville (Jean-Luc Godard, 1965)

Modern dünyanın izole ortamında her şeyin “tıkırında” gittiği, denklemin iki tarafının birbirini eşitlediği, matematiksel açıdan mükemmel fakat anlamı olmayan bir dünyada aşkın irrasyonel olarak kabul edildiği bir dünya. E doğal olarak tüm kurallara baş kaldırıp aşık olan iki insan. Post-apokaliptik filmlerin ekmeğini yediği birkaç şey; hastalıklar, felaketler, robotlar, robotlar yoksa da robotlaşmış duygusuz insanlardır. Kategorisini bu robotlaşmış insanlardan alan film duygusallığın zayıflık olduğunu temel alan felsefesiyle klasik Hollywood yapımı dünyayı yok etmeye yeminli uzaylılarla bezeli olmayan bir bilimkurgu olmasıyla çizginin kesinlikle dışında.

Fahrenheit 451 (François Truffaut, 1966)

“Kitap okuyup n’apacan, ders çalış ders!” diyen ÖSS annesinin ait olduğu bu film kitapları yakmakla görevli bir itfaiyecinin görevini sorgulamasıyla ve tabii ki tek kişilik orkestra görevi üstlenerek rejimi yıkmaya çalışmasını anlatıyor. Çoğu distopik film gibi kitaptan uyarlama olan bu şaheseri izlerken sizden tek ricamız “Çok gezen mi çok okuyan mı?” sorgusunu bir yana bırakmanız. Kitaptan bir alıntıyla bitirelim;
“… bitişik evdeki kitap, dolu bir silahtır. Yakın gitsin. Silah ateş etmesin. Adamın kafasını koparın. İyi okumuş bir adamın hedefi olmayacağını kim bilebilir ki? Ben mi? Ben böylelerini hazmedemem, bir dakika bile… Sonunda tüm dünyada evlerin hepsi yanmaz duruma getirilince, eski amaçla itfaiyecilere gerek kalmadı. o zaman onlara yeni bir görev verildi; barışın koruyucuları olarak, resmi sansürcüler, yargıçlar, infazcılar oldular. İşte sen ve ben bunlardan biriyiz…”

A Clockwork Orange (Stanley Kubrick, 1971)

Anthony Burgess’in üniversiteye geçen her yeni gencin kitaplığına koyduğu, öğrenci ortamlarının sinema uzantısının Kubrick filmleri olduğu yerde baş tacı olan film, Kubrick’in diğer filmleri gibi “rahatsız edici”. Rahatsız edici çünkü film boyunca size şiddeti yediriyor, sanatın sterilliğini ortadan kaldırıyor ve bir bakıyorsunuz ki aslında izlediğiniz şiddet sahnelerinden korkmaktan çok etkilenmişsiniz. Aynısını değil ama benzer bir çeşidini icra eden Tarantino da şiddeti eğlenceli hale getirerek izlenebilir ve hatta zevk alınabilir kılan yönetmenlerden. En korkulacak kişi ne olduğu görüntüsünden belli olan değil, geceleri yatmadan önce süt içecek kadar uysal ama kendinden küçük kızlara acımasızca tecavüz edebilecek kapasitede olan Alex gibi karakterlerdir diyor, hem yazara hem de yönetmene şapka çıkarıyoruz.

Blade Runner (Ridley Scott, 1982)

Zamanının ötesine uzanan, Ridley Scott gibi bilimkurgunun babasının elinden çıkan bu film, tüm zamanların en iyi distopya filmlerinden bir tanesi orası kesin. Cyberpunk’ın ilk türü olmasıyla da gözümüzün nuru olan yapım yüksek teknolojiyle donatılmasına karşın sürekli dibe çöken, teknolojinin hem nimet hem lanet olduğunu kabul eden bir film. Konusu ise şöyle;Dünya’nın dışındaki tehlikeli operasyonlarda köle gibi çalıştırılan ve ömürleri sadece birkaç yıl olan replikaların dünyaya ayak basması yasaktır, olur da basarlarsa “blade runner” denen polisler tarafından avlanırlar. Harrison Ford’un canlandırdığı Deckard bu polislerden biridir, ama emekliye ayrılmıştır. Uzaydaki bir koloniden kaçarak yaşam sürelerini uzatmak ve bu köle gibi yaşama isyan ederek sorumluları bulmak için bir uçak kaçırarak dünyaya gelen bir grup replikanın yakalanıp yok edilmesi için tekrar göreve çağrılır. Emeklilik hayalleri suya düşer kısacası. “İnsan mı android mi?” ikilemiyle uykularınızı kaçıran bu kült bebişi izle izle doyamayacaksınız. Unutmadan; yine bir Philip K. Dick çevirmesiyle karşı karşıyayız.

Nineteen Eighty-Four (Michael Redford, 1984)

Distopyanın krallarından George Orwell Başkan’ın aynı adlı romanından uyarlanan bu film, günümüzde de spesifik bir kişi için bolca kullanılan “Big brother is watching you” sloganının ana tema olduğu, yani halk için mahremiyetin kalmadığı, totaliter rejimin sizin yerinize görüp, sizin yerinize duyduğu, tarihi yeniden yazdığı, sözcüklerin anlamını değiştirdiği acımasız bir dünya. Tanıdık bilip sevdiğiniz ne varsa yok etmeye yeminli ve sıçtığınız boktan dahi haberdar olan bu hükümeti devirmeye yeminli cengaver Winston Smith’i izlediğimiz film, bilimkurgu distopyalarının aksine takip edilmesi imkansız aksiyon filmlerinden ziyade diyaloglarıyla akılda kalmaya çalışıyor, iyi de yapıyor. Distopya dediğin sahibinin hayal dünyasıdır, fikridir, filmde anlatılması ve açıklanması gerekir.

Brazil (Terry Gilliam, 1985)

Yine Orwell Abi’mizin 1984′ünden esinlenmiş (bi bak: uyarlanmış, birebir versiyon değil yani) olan film kutu ofisine hapsolmuş, küçük bir yanlışın dahi sizi darağacına götürebileceği mükemmeliyetçi bir dünya. Şimdi böyle bir dünyada hata olmaz mı? E olur tabi. Biz de bu hatayı yapma talihsizliğinde bulunan Sam Lowry’nin maceralarını izliyoruz. Klasik aşk her şeyi fetheder izleyicisiyseniz “love conquers all”, yok aga ben realistim diyorsanız “director’s cut” versiyonunu itinayla izleyiniz, böyle bilimkurgu yok arkadaş!

Twelve Monkeys (Terry Gilliam, 1995)

Post-apokaliptik film kategorilerinden bahsederken hatırlarsanız hastalık, felaket, robotlar, uzaylılar filan demiştik. İşte “hastalık” kategorisine mensup olan bu film, gelecekten geçmişe gönderilen bir hükümlünün (Bruce Willis) hikayesini anlatan film, zaman sıçramalarını ustaca yerleştirmesiyle, seyircinin aklını allak bullak eden sembol yerleştirmeleriyle, Hitchcock’un Vertigo ve Birds filmlerine yaptığı göndermelerle ve efekt kullanmayışıyla “olayı bitirmiş” bir bilimkurgu. Unutmadan belirtelim; dön bak Brad Pitt.

Gattaca (Andrew Niccol, 1997)

Hak ettiği değeri göremeyen bilim kurgulardan biri olan Gattaca epik Uma Thurman ve Ethan Hawke oyunculuğuyla göz dolduruyor. Filmde genetik mühendisliğinin şimdiki gibi vasat üstü bir seviyede değil aşmış olduğu bir dünya izliyoruz. Günümüz bakmanın sevap olduğu insanlar için kullandığımız “kalemle çizilmiş gibi” söylemini gerçeğe dönüştüren filmde insan olmak acınası bir durum, çünkü herkes mükemmel gen haritalarına sahip. İşte insan olup aşırı hırslı olan karakterimizi bu genlere sahip olmaya kendini adar biçimde görüyoruz.

The Truman Show (Peter Weir, 1998)

Ufuk çizgisi bir duvar kağıdı olabilir, parmağımızı uzatıp çıkarmaya çalışmak lazım. Yaşadığı dünya kocaman bir setten başka bir şey olmayan bir adamın hikayesini anlatan film “Lan acaba?” gibi sorgulamalara yol açmasıyla zamanında hepimizin gerçeklik anlayışını yerle bir etmiş bir yapım.

The Matrix (Wachowski Brothers, 1999)

Çekildiği zaman göz önüne alındığında öncü olarak kabul edilmesi gereken, dövüş sahneleriyle aksiyon filmlerine yepyeni bir boyut kazandırmış olan The Matrix, devam filmlerinde hiçbir zaman ilk filmlerinde seyirciye verdiği kurmaca dünya hissini tattıramasa ve gittikçe kısıtlanan bir hikayeye hapsolsa da yine de en iyi distopik filmlerden. Distopyası Felsefe 101 seviyesinde olsa da insanların kontrol ettikleri güçlerin nasıl kölesi olduklarının iyi bir göstergesi. Hakkında şu ana kadar zilyon şey yazılıp çizilmiş olan filme yeni bir şey ekleyebilir miyiz bilmiyoruz fakat “Kaşık yok.” ve “Beyaz tavşanı takip et.” gibi replikleriyle birçok dövmeye meze olduğunu biliyor, yılda bir kere izleyerek kendisini yad ediyoruz.

Battle Royale (Batoru Rowaiaru) (Kinji Fukasaku, 2000)

Japon hükümeti tarafından kaçırılıp, ıssız bir adaya götürülüp kısıtlı miktarda silah, yiyecek tedariğiyle ve “En yakın arkadaşınızı öldürebilir miydiniz?” sorusuyla baş başa bırakılan 42 lise öğrencisini izlediğimiz filmin Suzanne Collins’in çok satan roman serisi ve günümüz gençlerinin yeni Twilight’ı The Hunger Games’in de esin kaynağı olduğunu belirtelim. Hayatta kalmak mı ahlak anlayışı mı gibi bir sorgulamayla önümüze gelen film nadide bir fikir distopyası.

Artificial Intelligence (Steven Spielberg, 2001)

Son zamanlarda kendini dizi yönetmenliğine ve Transformers’a yönelten Steven Spielberg’ün kült işlerinden olan Artificial Intelligence sahip olduğu distopyayı size yedirmekten çok robotların da sevgi dolu yumuk yumuk yaratıklar olabileceğini ve sevdiklerine insanlardan daha iyi sahip çıktıklarını gösteriyor. Bunu da 11 yaşında David isimli annesini sonsuza kadar sevmek için üretilmiş olan robot aracılığıyla yapıyor.

Minority Report (Steven Spielberg, 2002)

Aksiyon filmlerinin şövalyesi iki isim olan Tom Cruise ve Colin Farrell’ı bir araya getiren film Philip K. Dick’in bir başka hikayesinin ekmeğinin yendiği, Steven Spielberg tarafından yönetilen bir film. Hikayeye göre suç oranını 0′a düşürmeye yeminli bir hükümetin PreCrime denilen, bir cinayet işlenmeden önce kimin bunu yapacağını belirleyen bir icadın kimlerin başına ne çoraplar öreceğini izliyoruz. Ülkede suç oranı %90 gibi bir miktarda düşmüşken PreCrime ekibinin başında olan kişinin kendisinin bir cinayet işleyeceğinin hissedilmesi üzerine çaresiz adamın kendi silahıyla nasıl vurulduğunu ve kendini nasıl aklamaya çalıştığını görüyoruz. “Person of Interest” dizisinin bu hikayeden uyarlandığını belirtelim.

28 Days Later (Danny Boyle, 2002)

Felaketli, ıssız şehirlerde dolaşan tek adamlı film hayranıysanız yaşadınız. 28 Days Later tam da size göre. Karakterlerinin derin olmayışıyla ve arka plan hikayelerinin eksik bırakılmasıyla kaybeden fakat görüntü yönetmenliği inanılmaz güzel olan film kendini bu açıdan dengeliyor gibi. Filmdeki hastalık sonrasında insanların zombi olduğu söylenemez aslında, önce maymunlarda yürütülen ve başarısız sonuçlanan bu deneyin insanlara enfeksiyon bulaştırıp onları öfkeden çılgına çevirerek hayattaki tek amaçları bu enfeksiyonu diğerlerine bulaştırmak olduğunu izliyoruz. Filmin müziklerinin harika olduğunu da belirtmeden gitmeyelim.

V for Vendetta (James McTeigue, 2005)

İyi akşamlar, Londra. Saat dokuz. Burası 275 ila 285 orta dalgadan yayın yapan Kader’in sesi… Bugün beş Kasım bin dokuz yüz doksan yedi..
Brixton ve Sretham bölgelerinin bugün itibariyle karantinaya alındığı Londra halkına duyuruldu. Sağlık ve emniyet nedenleri ile bu bölgelerden uzak durulması tavsiye ediliyor…
Polis, bu sabah Birmingham bölgesinde on yedi eve düzenlediği br dizi baskınla büyük bir terörist şebekesini açığa çıkardı. Sekizi kadın yirmi kişi göz altına alındı…
Hava az bulutlu ve açık. 00:07′de başlayacak olan sağanak, 01:30′ a dek sürecek…
İyi akşamlar Türkiye.
Totaliter bir dünyada kaybolan kimlik ve özgürlüğün öyküsünü anlatan V for Vendetta, umutsuzluğun ve baskıcı bir yönetimin güncesi. Hakkında en çok aforizma dizilebilecek olan film Haziran ayı boyunca yaşananların dışında dünyanın en büyük hacker oluşumu Anonymous’un yüzü oluşuyla da aslında filmden o kadar da farklı bir dünyada yaşamadığımızı gösteriyor.
V for Vedat!

A Scanner Darkly (Richard Linklater, 2006)

Orwell ve Aldous Huxley ile beraber distopyanın meşalesini taşıyan üçüncü yazarımız Philip K. Dick’in hikayesinden uyarlama olan bu film kullanmaya başlayanın yavaşça kimliğini kaybetmeye başlamasıyla sonuçlanan bir uyuşturucu üzerinden giden bir film. Kimliğin olduğu filmlerde o kimlik önce kaybedilir, sonra da bulunur. Bunu bilesiniz. Ne diyoruz, beş beyazdan uzak duralım; un, şeker, tuz, eroin, kokain.

Children of Men (Alfonso Cuaron, 2006)

İnsanlığın kıyametinin post-apokaliptik felaketlerden değil bildiğimiz kısırlıktan geleceğini savunan film 2027 İngiltere’sinde geçiyor. Kitabından çok farklı biçimde kurgulanmış olsa da kitabı da filmi de kaliteli distopyalara güzel bir örnek. Çocuk yapamamanın getirdiği umutsuzluk ve yaşama amacının olmayışı, üstüne bir de sıkıyönetim ilan eden bir despotun ezici varlığının altında çaresizlikten kıvranan insanlara umut olmaya gelen, 18 yıldır doğacak olan ilk çocuğa hamile bir kadının ise tüm bu sıkıyönetim dalgasına son verebileceğinin ve bu sebeple korunmasının ehemmiyet taşıdığının bilincinde iki karakter olan Julianne Moore ve Clive Owen’ı ise başrollerde izliyoruz.

District 9 (Neill Blomkamp, 2009)

Yapımcılığını Peter Jackson’ın üstlendiği… Bunu demek yeterli aslında. Duydunuz Peter’ın sesini. Bunun dışında, Dünya’nın merkezini Amerika’dan almayıp Afrika’da geçmesi filmi daha inanılır yapan etkenlerden. “Uzaylılar Dünya’ya gelseydi biz onlara ne yapardık?” sorusuna cevap arayan film karakterlerin bu karidese benzeyen acayip yaratıklara ucube muamelesi yaparak onları sürgüne mahkum etmesiyle de gerçekçi bir yan taşıyor. İnsanın bilmediği şeyden ölesiye korktuğu gerçeğini göz önünde bulundurursak, biz de tam da bunu yapardık.

The Road (John Hillcoat, 2009)

Cormac McCarthy’nin romanından uyarlama olan film bir adam ve oğlunun bedeli ne olursa olsun hayatta kalma mücadelesini anlatıyor. Distopik kısmı tartışmalı olan filmin dram yanı biraz daha ağır bassa da romanını okuyarak yaratılmaya çalışılan dünya hakkında çok daha fazla bilgi edinebileceğinize eminiz.

2001: UZAY MACERASI VE KUBRİCKVARİ BİR SON

2001: UZAY MACERASI VE KUBRİCKVARİ BİR SON


Senaryosu Kubrick ve bilimkurgu yazarı Arthur C. Clarke tarafından kaleme alınan film 1968 yapımı olsa da Film meraklısı İstanbullular Emek Sineması gösterimi için (başka nerde gösterilebilirdi ki?) 1973 yılını beklediler. Kubrick’in metaforlu, entelektüel kaygılarını şahane bir görüntü kurgusuyla, şiirsel bir anlatımla (e Tarkovski de şairdi canım) veren film sanırım türünün kült örneklerinden.

Filmin ilk 15-20 dakikalık bölümünde maymunların (burada evrime atıfta bulunulmuş) keşif etme olgusu irdeleniyor bu sahne dikkatli seyircinin gözünden kaçmamıştır çünkü ‘Maymunlar Cehennemi’ filminin fikrini oluşturan prototipi. Jenerik müziği Strausss’un ‘’Böyle Buyurdu Serdüşt’’ isimli eseri ve sık sık duyduğumuz müzik Nietzche’ye de selam duruyor. ‘Üstinsan ya da sonsuz kısır döngü’ kitapta da belirtildiği gibi kısır döngü, insanın yaratma, keşfetme merakı üzerinde duruyor. Astronot Dave ve arkadaşları da bu keşfetme tutkusuyla gezegende bir yolculuğa çıkıyorlar. Elbette yaratıcı insanlığın kendini tekrara düşürme potansiyeli de bulunuyor. Hal 9000 adlı bilgisayarın (bana Kara Şimşek’i hatırlatıyor nedense) insanlaşma ve insan gibi düşünme kapasitesi bulunuyor. Makineleşen insanlar ya da insanlaşan makinelerin çelişkisini bir kenara bırakalım, uzay ekibimiz bir yolculuğa başlıyor.

Clavyus gezegeninde (isim uydurma tabi) bilinmeyen nesne ‘Bloktaş’ sanırım seyircinin merakını çok zorlasa da belirsiz bir imge ve sadece orada olmak zorunda olduğunu düşünüyorum, sırf seyircide merak uyandırsın diye, çünkü böylesi çok Kubrickvari olur.

Hal 9000 bilgisayarı astronotların yaptığı hataları bulup düzeltme üzerine kurulu ama bilgisayarı devre dışı bırakma fikri (bu arada bilgisayar dudak okuyabiliyor) insanla makinelerin akıl oyunlarına dönüyor artık. İnsan kendi yarattığı makineyi yenebilir mi? (Gasparov’un bilgisayarla satrancı gibi).Bilgisayarı devre dışı bırakmak isteyen ekibimiz, makineyle bir mücadeleye başlar. Makinenin en duygusal anı sanırım Dave’e: ‘Annen küçükken sana ninni söyler miydi?’ diyaloğu.

Filmin sonu: Sanırım bir bilinmeyen gezegene inen kahramanımız, bir yerde kendine benzeyen bir kişiyle karşılaşır. Kendisi miydi, Tanrı mıydı? Sorularını geçelim gelelim bizi aydınlatacak olan kitabın izleklerine: İnsanın kendini tekrar etme potansiyeli demiştik, evet insanoğlu değişimiyle hep sonunda kendini tekrar eden döngüde bulur, yani filmin sonunda da buna atıfta bulunulur bir sona varılmaz. Kesinlikle Kubrickvari bir son çünkü, gerisi salt seyircinin birikimine ve yetisine bırakılmış. Chaplin’nin dediği gibi: ‘’Zaman en iyi eleştirmendir ve hep mükemmel sonları o yazar.’’


Yazar : Özkan DURAK

The Night Of Dizisi Hakkında

The Night Of Dizisi Hakkında


Dizi Hakkında: 2016 yılında HBO tarafından yapılan 8 bölümlük mini dizide ana karakterimiz olan Nasir (dizide Naz olarak da geçiyor), Amerika'da yaşayan Pakistan asıllı Müslüman bir gençtir. Bir gece babasının taksisini gizlice alarak partiye gitmek üzere yola çıkar. Partiye gidemeden yolda bir kızla tanışır, kızın evine gidip kızla yakınlaşırlar, gecenin ilerleyen saatlerinde kızı evde vahşice katledilmiş halde bulur. Refleks göstererek olay yerinden kaçar fakat bazı olaylar silsilesi onun hapishaneye düşmesine sebep olur. Sonrasında ise hâkimler, savcılar, avukatlar, jüri üyeleri, suçlular ve kurbanlar arasındaki olaylar başlar.
Dizi aslında bir yeniden uyarlama ürünü. İlk olarak İngiltere'de ekrana gelen BBC yapımı Criminal Justice'te işlenen bu konu, HBO tarafından 'The Night of' adıyla ABD'ye uyarlandı. HBO yapım aşamasında konuyla birlikte dizinin adını da aynı tutma kararı aldı. Ancak daha sonra yapımın adı "Crime" olarak değiştirildi ve son olarak "The Night of" isminde karar kılındı. HBO, dizideki avukat rolü olarak ilk etapta James Gandolfini ismini düşünmüştü, Gandolfini'nin ölümünün ardından bu rol Robert de Niro'ya verilmiş rol, onun da programı uymayınca 'takıntılı tiplemeleriyle' tanınan ünlü aktör John Turturro’nun olmuştur.



Gösterim Tarihi: 2016
Tür: Suç/Dram/Gizem/Polisiye
Yaratıcı: Richard Price / Steven Zaillian
Sezon: 1
Bölüm: 8
Yapımcı: HBO
Oyuncular: Riz Ahmed, Bill Camp, Peyman Moaadi, John Turturro, Poorna Jagannathan, Jeannie Berlin, Syam M. Lafi



DİZİNİN SÖYLEM ANALİZİ  (Program ne söylüyor? Siyasi amaç var mı? Eleştiriler)

Dizinin atmosferi, senaryosu, izleyiciye vermek istediği mesaj baştan sonra kadar diğer polisiye dizilerden farklıdır. Diğer polisiye dizilerde olduğu gibi katili bulma odağından çok ‘’Hapishanede hayatta kalma mücadelesini’’, ‘’Uzun süren yargılamalar sonucunda hapishane ortamının mahkumu nasıl etkilediğini’’, dini ayrıştırmaları  -islamofobi- (Müslüman Naz’ın 11 Eylül sonrasında oluşan ön yargılarla birlikte hayatının nasıl zorlaştığını ve aslında genel olarak tüm Müslümanların hayatlarının bu ön yargılar sebebiyle nasıl zorlaştığını), gerçek katili bulmaktan çok davayı kapatmak üzerine çalışan polisleri, ABD’deki hukuksal sorunları, eşitsizlikleri, şirketleşmiş hukuk ve adalet anlayışını dile getirmektedir.
Dizideki bir diğer önemli nokta hapishane hayatıdır. Bu noktada The Night Of, masum bir insanın tüm hukuk kurallarının geçersiz olduğu ve tek amacın hayatta kalmak olduğu bir yerde yaşadığı ruhsal zorlukları anlatıyor. The Night Of hapishaneye ilişkin kısımlarda, hapishane sistemini de ağır bir dille eleştirmektedir. Dizi, güçlü olanın lüks içinde yaşadığı, güçsüz olanın ezildiği; devletin verdiği cezanın yanı sıra hapishane içinde dayatılan cezalara da değinmektedir. Bunun yansıması olarak da iyi bir aile çocuğu olan Naz’ın hapishanedeki değişimidir. İçeriye uyuşturucu sokan, vücudunun her yanına dövmeler yaptıran, masumiyetine kendi dahi inanmayan bir insana dönüşmüştür. Bu da aslında adalet sistemine yapılan bir eleştiridir. Günümüzdeki adalet ve yargı sistemi o kadar yavaş işlemektedir ki, bu ağır zaman dilimi içerisinde masum bir insan gerçekten de bir suçluya dönüşmektedir.



DİZİNİN ALGI YÖNETİMİ  (Renkler, çekim açıları, müzik, ışıklar)
Dizi boyunca gerek kullanılan renkler, gerekse yaratılan metaforlar dizinin kasvetli havasının oluşmasına katkı sağlamıştır.  Özellikle avukat John Stone üzerinden verilen metaforlar aslında The Night Of’un ne kadar düşünülmüş bir proje olduğunu gözler önüne seriyor.



 Kedi Metaforu:  Kedi dizinin önemli ayrıntılarından biri, Avukat John, Andrea’nın evinde bulduğu kediyi alerjisi olmasına rağmen kendisine arkadaş olarak edinmiştir. Hatta bazı izleyicilere göre Avukat John, kediyi Naz olarak görüp koruyup kolluyor.  Naz hapisteyken ona yeterli korumayı sağlayamayacağı için kediye yoğunlaşıyor, eksikliğini böyle gideriyor. Kediyi veterinere verip geri alması da, Naz’ın tekrar müvekkili olmasıyla özdeşmekte. 

Egzama Metaforu: Dizi boyunca avukat John’un egzamasından dolayı çektiği rahatsızlığı görürüz. Özellikle ayağında oldukça sorun yaratan bu rahatsızlık için pek çok farklı doktora başvurmuş ve hatta alternatif tıbba bile yanaşmıştır. Dizinin yönetmen ve senaristliğini üstlenen Steven Zalilian ise bu ayrıntının karakterin kim olduğunu belirlemek için önemli olduğunu söylüyor. “Çok doğal gelişerek bir sembol haline geldi. Karakterin kimliğini oturtmak için oldukça önemli. Üzerinde epey araştırma yapılarak geliştirilen bir konuydu ve üzerine araştırma yaptıkça da derinleşti.” Dizinin yaratıcısı Richard Price’e göre ise egzama konusu adalet sistemine karşı çaresizliği dile getiren oldukça önemli bir metafor.   (Finaldeki mahkeme sahnesinde bu geçmeyen, tam geçti sanılırken bir kez daha ve daha güçlü geri dönen hastalığın Amerikan adalet sisteminin büyük yarası olduğunu anlamamız gibi.)


Diziyi bu denli etkili ve popüler kılan kısımlardan bir diğeri de tıpkı bir sinema filmi atmosferi taşıyor olmasıdır. Hikâye ile doğru orantılı gri, mavi, puslu renkler; karakol, hapishane, adliye gibi mekânların soğukluğunu izleyiciye aktarmada yardımcı olmuştur. Konunun hızlıca çözüme ulaşmaması, olayların ağır işlenişi özellikle Nasir’in içinde bulunduğu bunalımı, psikolojik buhranları seyirciye doğru orantıyla yansımıştır. Bir diğer husus ise renkler ve sinematografi kadar müziklerinde hikâyeyle bir bütün olmasıdır. Karakterlerin içsel duruşları, toplumdaki kaybolmuşlukları doğru kamera açıları, doğru renk ve müzik tercihleri ile pek çok dizide olmayan bir etki yaratmış, izleyiciyi sanki bir sinema filminin içindeymiş gibi hissettirmiştir


Dizinin seyirciler üzerinde yarattığı bir diğer algı ise bir anda hikâyenin kahramanı olmaya, Nasir’in yaşadığı gerilimi yaşamaya, Nasir’in masumluğunun ispatlanmasını beklemeye başlıyorsunuz. Böyle hissetmekteki en büyük etken yine sinematografi ve yönetmenin bakış açısıdır.
Yine dizinin seyirciler üzerinde yarattığı bir diğer bakış açısı ise karakterlerin toplumun içinden olmasıdır. Karakterlerin hiçbiri kurmaca değildir. Yani iyiler hep iyi, kötüler hep kötü değildir. Gri vardır bu da izleyiciyi diziye çeken bir diğer unsurdur.


KULLANIMLAR VE DOYUMLAR (insanlar üzerindeki bıraktığı etki, dürtü –geri dönüş-
Gerek konu, gerekse tek sezonluk mini bir dizi olmasıyla ilk kıstasım gerçekleşmiş oldu. 8 bölüm boyunca oyunculuklar, konu, sinematografi diziyi izlemeden önceki düşüncelerimden daha olumlu çıktı. İlk bölümü bitirdikten sonra ‘’Dizinin sonu nasıl olacak?’’ düşüncesi bana devam etme dürtüsünü sundu. Ayrıyeten ‘’Nasir masum mu?’’, ‘’Gerçek katil ortaya çıkacak mı?’’ soruları heyecan faktörünü de devreye soktu. Diziyi bitirdikten sonra sosyal ağlarda (ekşi sözlük, twitter, bloglar) dizi hakkında yapılan olumlu/olumsuz yorumları araştırmam da geri dönüş sınıflandırması içinde yer almaktadır.

Ayrıca dizinin 5 Emmy ve 3 dalda Altın Küre adaylığı alması (Dizinin başrol oyuncusu Riz Ahmed En İyi Erkek Oyuncu (Mini Dizi/TV Filmi) dalında Emmy’de ödül alan ilk Asya kökenli aktör olmuştur) dizinin izlenme oranlarındaki geri dönüşlerin başarısını göstermekte. Diziye gelen yoğun ilgiden ötürü 2018 yazında 2. sezonun çekileceği hakkında haberler yayınlansa da henüz böyle bir durum netlik göstermemiştir.

ÖZGÜN ALAN
Merak Unsuru: Dizinin başlangıcından sonuna kadar ara sahnelerde Andrea’nın evinde bulunan geyik kafası detay çekim olarak seyirciye gösterilmiştir. Hatta bir sahnede geyiğin üzerinden doku örneği alınmasına rağmen gelecek bölümlerde bu detaya değinilmemiştir.
Güçlü Yönler: Dizideki karakterlerin zaman içindeki değişimlerinin, izleyice aktarımını güçlü buldum: Nasir’in değişiminin izleyiciyi doğru aktarıldığını düşünüyorum. Zaman içinde yaşadığı duygusal travmalar her insanı değiştirir. Nasir’inde yaşadıklarından sonra olaylara bakış açısı, duruşu, fiziksel özelliklerinde bile değişim olmuştur fakat tek değişen o değildir Avukat John’nda değiştiğini görürüz. John, dizinin ilk bölümlerinde karakollarda ve metro reklamlarıyla sırf para için müvekkil kovalayan düşük profilli bir avukat iken Nasir’in hayatına girmesiyle yalnızca para kazanma amacını bırakmıştır. Belli etmese de Nasir’e sevmekte onun masumiyetine inanmaktadır.
Dizinin jenerik müziği, dizinin ruhunu ve karanlığını yansıtabilen bir diğer detaydır.

Dizide beğendiğim bir diğer detay ise aniden parlayıp sönen popüler dizilerden olmamasıdır. Dizi herkese hitap eden bir diziden çok izleyici kitlesini kendi seçen bir dizidir. Oldukça kasvetli bir dizi olmasında ötürü bazı gerçeklikleri görmeyi kaldıramayacak ya da kabullenemeyecek insanların izlemek istemeyeceği bir dizidir. Bu dizi size ağır gelecektir. Bununla beraber The Night Of hayatın gerçeklik algısından kaçmayan kurgusu ile yeni algılarının oluşmasına izin veren insanların izlemek isteyeceği bir dizidir.
The Night Of dizisi için düşündüğüm herhangi bir olumsuz veya eksik bir nokta bulunmamaktadır.

Dilayda Turgut

Sinemacı, Kısa Filmci ve Öğrenci Arkadaşlara Karantina Önerileri

Sinemacı, Kısa Filmci ve Öğrenci Arkadaşlara Karantina Tavsiyeleri

Bir işe koyulmak herkese iyi gelecektir. Kendinizi iyi hissetmenizi sağlayacaktır. Bu değerli zamanınızı boşa harmayın ve en verimli şekilde değerlendirmenizi öneririz. Bu kıymetli karantina zamanını başka zaman istesenizde bulamayabilirsiniz.

Unutmayın bu koronavirüs karantinasını evden çıkmayarak hem insanları ve kendinizi koruyabilir hemde bunu kişisel kariyeniz için fırsata çevirebilirsiniz.

- Senaryolar yazın

Varsa daha önce başladığınız ama bitiremediğiniz bir film senaryosu ona devam etmeye çalışın. Yahut hiç başlamadıysanız başlamanızı öneririz. Eğer senaryo yazacak bilginiz yoksa online olarak okuyabileceğiniz kitapları ve makaleleri incelemenizi öneririz.

- Ekipman Değişikliği yahut Değerlendirme

Ekipmanlarınızı değiştirmek istiyordunuz fakat araştırma yapmaya zamanınız mı yoktu işte aradığınız o zaman şu anda mevcut. Yüzlerce araştırılacak film ekipmanları satışı yapan ulusal ve uluslararası web sitesi var. Bunlara göz atmanızı hatta varsa ekipmanların tanıtım videolarını izlemenizi öneririz. Ayrıca film ekipmanlarınızı yenilemek istiyorsanız da eski ekipmanlarınızı satışa koymanızın tam sırası diyebiliriz. Ekipmanlarınızın fotograflarını çekin ve online satış platformlarına yüklemeniz mantıklı olacaktır. Bu dönemde evde boş kalmak yerine bununla ilgilenebilirsiniz.

Ayrıca mutlaka ekipman eksikliği olan arkadaşlar vardır onlarda araştırmalarını yapabilir.

- Filmler, Diziler, Kısa Filmler ve Belgeseller İzleyin

Dünyaca ünlü birçok film festivali iptal edildi. Onlarcası da ertelendi. Bazıları da geçmiş arşivlerini web siteleri üzerinden online olarak ziyaretçilerine açtı. Bunları araştırabilirsiniz ve ulaşabildiklerinizi bu dönemde seyredebilir. Seyrettikleriniz hakkında kendinize notlar tutup blog yazısı yazabilirsiniz. Unutmayın ki kendinizi izlediğiniz filmlerin hepsi siz fark etmesiniz de sinematografi alanında kendinizi geliştirmenize yardımcı olacaktır.

- Kurgu Yapın

Eğer daha önce hiç kurgu-montaj-color yapmaya vaktiniz olmadıysa bunları denemenizin vakti geldi diye düşünüyoruz. Basit bir kurgu programında bişeyleri kurgulayabilirsiniz. Bunun için vaktiniz mevcut. Montaj mantığını çözmeniz unutmayın ki iyi bir yönetmen olabilmenizin olmazsa olmazıdır.
Belki de işin set boyutunda yer almaktan bıkanlar için evde oturup sektördeki konumuzu değiştirebilmeniz için fırsata dönüşebilir.

Evde oturup deneme yanılma ile çözüp kendinizi geliştirebileceğiniz montaj programları: Windovs Movie Maker, Adobe Premiere Pro, Vegas Pro, Final Cut Pro, DaVinci Resolve, Avid Media Composer...

- Arşivlerinizi Düzenleyin

Daha önce arşivleyemediğiniz fotoğraflarınızı, video kayıtlarınızı, seslerinizi düzenleyip arşivleyebilmeniz için bir fırsat... Bunun dışında varsa bir film arşiviniz bunu da düzenleyebilirsiniz. Kitaplığınız varsa kendi kişisel kütüphanenizi düzenleyin ve her şeyinizi düzenlemenizi öneririz.

Eğer hiçbir şeyiniz yoksa da unutmayın kendinize birşeyler yaratabilirsiniz. Küçük bir arşiv oluşturmaya başlarsınız yahut oluşturacağınız arşivinizin planlamasını yapabilirsiniz.


- Animasyon Merakınızı Giderin

Animasyon meraklıları için bu durum bulunmaz fırsat olabilir. Animasyon film nasıl yapılır, animasyon film konusunda kendinizi nasıl geliştirebilirsiniz bunları araştırmanızı öneririz.

Belki tek başınıza evden profesyonel animasyoncu olamayacaksınız ama bir yerden başlamış ve merakınızı gidermiş olabilirsiniz. Ayrıca online animasyon film konusunda yüzlerce web sitesi olduğunu unutmayın.

Animasyon konusunda size yardımcı olabilecek basit 2d ve 3d programlardan bazıları ise; Toon Boom, Synfig Studio, Crazy Talk Animator, Anime Studio, Digicel Filipbook, Autodesk 3DS Max, Maxon cinema 4d, blender, Auto Desk Maya, Z Brush...

- Çekim Planlarınızı Düşünmeye Başla

Bu dönem evde sıkılmamanız için bir başka mevzu da çekim planlarınızı düşünün. Yazılmış hazırda bir senaryonuz varsa eğer birde çekim senaryonuzu yazmanızı düşünebilirsiniz. Hatta çekim mekanlarının varsa görsellerine ulaşın ardından mekanları inceleyip ona göre de çekim planlarınızı oluşturmanızı öneririz. Çekim senaryosu oluşturmak sağlıklı bir film için olmazsa olmazdır. Kendinize çekim notları da alabilirsiniz.

20 Mart 2020 Cuma

Virüslerle İlgili Sinema Filmleri

Koronavirüs nedeniyle dünyanın her yerinde olduğu gibi ülkemizde de salgın riskini en aza indirebilmek için çoğu kişi kendilerini evlerine kapatmaya devam ediyor. Evde en iyi zaman geçirme yöntemlerinden birisi hiç kuşkusuz sinema filmi izlemektir. Hangi filmler izlenilebilir işte ''Salgın'' konulu sinema filmleri listesi:





- The Crazies - Salgın - 2010 Yapımı


''Salgın'' sinema filmi 2010 Amerikan bilim kurgu korku filmidir. Hayatın devam ettiği şehrin içme sularına karışan ne olduğu belirsiz bünyesinde zehir taşıyan bir kimyevi madde, kasabada yaşayanları psikopat birer katille dönüştürür. Bunu sonradan anlayan şehirde yaşayan yetkili kişiler, tüm yerleşim yerlerini karantinaya almaya karar verirler... Dışardan bakıldığı zaman her şeyin kusursuz gözüktüğü kasabanın sakinleri, kontrollerini kaybederek birer katile dönüşmeleriyle "Amerikan Rüyası" sona erer. Salgını önlemeye çalışan askeriye, kasabaya girişi ve çıkışı engelleyince, içeride sağlıklı kalanlarla gözü dönmüş katiller arasında bir kaos başlar. Komşularına, akrabalarına ve arkadaşlarına güvenemeyen, yetkililer tarafından terkedilmiş ve kendilerini salgından korumak için çabalayan birkaç kişi, yaşadıkları kabustan kurtulmak için birlikte hareket ederler.



- Flu - Grip - 2013 Yapımı


Hava yoluyla insanlara bulaşan bir virüs, Korenin başkenti Seul’u tamamen etkisine alır. İnsanlar bu durumda ne yapacağını bilemez ve çaresizce önlem almaya çalışırken, salgına yakalananların sayısı her geçen saniye artmaya başlar. İnsandan insana havayla bulaşan bu virüs, 36 saat içinde salgına yakalananları malesef öldürmektedir.. Seul’den sadece 19 mil uzaklıktaki bir bölge tamamen karantina altına alınır. Salgına karşı aşı geliştirmeye çalışan 2 kişi bunun için karantina altındaki şehre gitmeleri gerekir.




- 28 Days Later - 28 Gün Sonra - 2002 Yapımı


İngiltere'de genetik araştırmalar yapan bir merkezde bilim adamları insan doğasındaki şiddeti ve öfkeyi önleyebilmek için araştırmalar yaparlar.Hatta zamanla bazı tehlikeli deneyler yaparlar. Bu deneyler sonucunda 'rage' adını verdikleri bir virüs geliştirmişlerdir. Ancak bu araştırmalarda denek olarak maymunların kullanıldığını öğrenen hayvan haklarıyla ilgilenen bir aktivist grubu, bilim adamlarının maymunlara zarar verdikleri gerekçesiyle kendi yöntemleriyle deneylerin yapıldığı binaya girerler. Korunaklı kafestede bulunan virüslü maymunlardan birini serbest bırakırlar. Fakat serbest kalan maymun kafesten çıkar çıkmaz aktivistlerden birine saldırır. Ardından olaylar iyice kontrolden çıkıp karışır.



- Ölüm Çığlığı - Rec - 2007 Yapımı

Bir televizyon kanalında muhabirlik görevi yapan Angela Vidal, yanında kameraman ile birlikte Los Angeles itfaiyesinde televizyon haberi peşindedirler. İtfayenin Gece vardiyasını programlarına konu etmek için beklerken, İtfayeye gelen ansızın bir telefon, sıradan bir geceyi unutulmaz bir geceye çevirecektir. İtfaiye çalışanları ile birlikte gittikleri küçük bir apartmanda bir kadının çığlığı duyulur. Kadın ne olduğu anlaşılmayan birşey tarafından etki altındadır ve bina karantinaya alınır. Oradaki tüm iletişim araçları kesilmiştir ve binanın karantinaya alınması kaldırılınca olanlarla ilgili ellerindeki tek kanıt ise basının video kayıtlarıdır.



- Twelve Monkeys - 12 Maymun - 1995 Yapımı

12 Maymun 1995 yapımı Terry Gilliam filmidir. Filmin Başrollerde deneyimli oyunculardan Brad Pitt ve Bruce Willis yer almıştır. Film geleceği görmenin ödül değil ıstırap verici bir deneyim olabileceği temelinden hareket etmiştir...Ölüme sebep olan virüs tüm dünyayı tehdit etmektedir. 1996'da 5 milyar kişinin ölümüne neden olan bu virüs, 2035'te dünya nüfusunun yalnızca %1'ini hayatta bırakmıştır. Bu virüsün etkilerinden korunabilmek için insanlar yer altında koloniler kurarak yaşamlarını sürdürmeye çalışmaktadır.
Bu virüsün üstesinden gelebilmek için mahkûmlardan James Cole, zaman makinesiyle geçmişe gönderilir. Yanlışlıkla 1990 yılına gönderilen Cole, bilim adamları için virüs hakkında araştırma yaparken akıl hastanesine kapatılır.

- Carriers - Veba - 2009 Yapımı

Veba 2009 yapımı bir Amerikan yapımı korku filmidir. Amerika Birleşik Devletlerinde 4 Eylül 2009'da vizyona girmiştir. Ülkemizde ise 18 Eylül 2009'dan itibaren gösterilmeye başlanmıştır.


Dünya'nın her yerinde baş göstermeye başlamış olan bir virüs salgını nedeniyle tüm insanlarda bir korku oluşmuştur. Brian ve Danny adında iki kardeşin yanında, Brian'ın kız arkadaşı Bobby ve Danny'nin arkadaşı Kate ile beraber otomobille bu karmaşadan kurtulmaya ve hayatta kalmaya çalışan 4 gencin yol boyunca başlarına gelenler anlatılıyor. Amaçları Brian ve Danny'nin çocukluklarını geçirdiği "Turtle Beach", adında bir sahile ulaşmak ve gerekirse hayatlarını orada kaybetmek isteyen gençler, zaman zaman vicdanlarını sorgulamak zorunda kalmaktadırlar.



- World War Z - Dünyalar Savaşı - 2013 Yapımı
Dünya Savaşı Z, 2013 yılı yapımı bir Amerikan filmidir. Aynı yıl beyazperdeye merhaba demiştir. Film korku, dram ve aksiyon filmi olarak kabul edilir.
Brad Pitt'in başrolde olduğu filmde, Güney Kore'de ortaya çıkan bir virüs insanları yaşayan ölüler haline getirmektedir ve insanoğlu ikiye ayrılır.
Brad Pitt'in hem başrolünü hem de yapımcılığını üstlendiği film, insanlar ve zombiler arasında yaşanan sıra dışı bir savaşı odağına alıyor. Film 2006 tarihli Zombi Savaşı (World War Z) adlı kitabından uyarlanmıştır.
Dünya Savaşı Z, 2 Haziran 2013 tarihinde Londra'da prömiyeri ve 35.Moskova Uluslararası Film Festivali'nin açılışında gösterilmiş olup Amerika'da 21 Haziran 2013 tarihinde 2D ve RealD 3D olarak gösterime sunuldu.
Ayrıca En İyi Korkutucu Sahne Dalında MTV Film Ödülü almıştır.

- Blindness - Körlük - 2008 Yapımı

2008 yılı yapımı Amerikan filmidir. Garcia; adı belirsiz bir kentte, ne olduğu anlaşılamayan bulaşıcı bir körlük salgınını anlatan film noir'daki ilginç karakterlere hayat veriyorlar. 'Beyaz körlük' olarak tabir edilen bu durumdan etkilenmeyen tek kişi bir göz doktorunun karısı. Yavaş yavaş kentteki tüm yurttaşları etkisi altına almaya başlar. Bu virüse benzemeye başlayan belanın yayılışını ve yaşanan kaos ortamını canlı canlı gören doktorun karısı, kendisini ve ailesini bu zor durumdan kurtarmaya çalışır. 2008 Cannes Film Festivali’nin açılış filmi olmuştur. Film bir romandan uyarlanmıştır. Filmin yönetmen koltuğu ise Tanrı Kent ile çok iyi eleştiriler almış ve en iyi yönetmen dalında Oscar adayı olmuş Fernando Meirelles’e emanet. 


- I am Legend - Ben Efsaneyim 2007


Ben efsaneyim filmi 2007 yapımıdır. Filmin Başrolünde Will Smith'in yer aldığı ABD yapımı kıyamet sonrası bilim - kurgu filmidir. Smith, yeryüzünde insan yapımı virüsten etkilenmeden, hayatta kalan tek insan olduğunu düşünen askeri bir viroloğu canlandırır.



Tüm insanlığı yok edeceğine inanılan, önüne geçilemez tehlikeli virüs bir tek kişiye bulaşmamıştır. Virüs çok kısa bir zamanda birçok insanın ölümüne sebep olmuştur, dünya nüfusunun çoğunu gece avlanan mutantlara çevirmiştir. Virolog Salgının başladığı New York şehrinde hayatta kalan tek insan olmayı başarmıştır. Üç yıl boyunca dolaşmakta, yaydığı radyo mesajları ile hayatta kalan insanlara ulaşmaya çalışmaktadır. 

- Infection - 2004


Japon yapımı olan bu film de seyircileri en çok etkileyen filmler arasında. Filmin konusu ise şöyle; bir doktor yanlışlıkla hastanedeki personel için korkunç sonuçlar doğuran bir hata yapıyor. Dr. Akiba ve ekibi acil serviste nöbet değişimi yaptıkları sırada yanmış bir hastaya yanlış bir madde enjekte ediyorlar ve hasta ölüyor. Sonrasında ise olaylar gelişiyor.



















23 Ekim 2019 Çarşamba

Gopro Hero 8 Kiralama Hizmeti - Kiralık Gopro Hero 8

Gopro Hero 8 Aksiyon Kamerası



- Resmi olarak satışları Aralık ayında başlayacak,

- Harici olarak led ışık,

- Harici olarak lcd ekrana sahip,

- 4k çözünürlükte 120 fps çekim yapabilecek,

- Harici olarak mikrofonlar takılabilecek

- 12 megapiksel görüntü kalitesine sahip sensör,

- Full Hd çekim yapıldığı takdir de 480 fps çekim yapma imkanı


- Teknosa, Gold ve Mediamarket gibi teknoloji marketlerden satın alınabilecek,

- Araba yarışları, at yarışları, yüzme yarışlarının vazgeçilmezi haline gelicek bir aksiyon kamerası olacak,

- www.kamerakiralama.com.tr , www.kiralikkamera.com.tr , www.mark3kiralama.com
 web sitelerinden uygun fiyata kiralama hizmeti alabilirsiniz


- Gopro 7 ile aynı boyutta, bataryası da aynı,



- Suyun altında 10 metreye kadar çekim yapabilme imkanı







16 Eylül 2019 Pazartesi

Sinema Sektöründe Bir Dev '' Arri - Arri Rental ''



Listeye ve yazıya eklemeler yapmak isteyenler eyupkaanyoksu@gmail.com adresine mail atabilir veya https://www.instagram.com/eyupkaanyoksu sosyal medya hesabı üzerinden mesaj gönderebilirler.


Arri Marka Kamera Modelleri:


- Arri Alexa

-Arri Alexa Plus

- Arri Amira

-Arri Alexa Mini

- Arri Alexa Mini LF

- Arri Sxt w

- Arri Alexa LF



Arri Marka Lens Modelleri


- Arri Signature Prime Lens

- Master Prime Lens

- Master Anamorphic Lens

- Ultra Prime Lens

- Arri Zoom Lens

- Arri Master Macro


Arri Marka Işık Modelleri


- Arri Alexa Orbiter

- Arri Sky Panel

- Arri L-Series

- Arri Caster - Series

- Arri M-Series

- Arri Arrisun Event




Arri Kamera - Lens ve Işık Kiralama Firmaları


Repo Film: 0212 551 92 67

Kiralık Kamera: 0531 835 93 40

Kamera Kiralama: 0539 454 06 73

www.kiralikkamera.com.tr

www.kamerakiralama.com.tr

www.mark3kiralama.com

www.repofilm.com.tr


Arri Film Ekipmanları Kullanılarak Çekilmiş Sinema Filmleri:


- Müslüm

- Organize İşler 'Sazan Sarmalı'

- Arif v 216

- Aile Arasında

- Hedefim Sensin

- Kafalar Karışık

- Yol Arkadaşım 2

- Çakallarla Dans 5


Arri Film Ekipmanları Kullanılarak Çekilmiş Dizileri:


- Çukur

- Hercai

- Elimi Bırakma

- Erkenci Kuş

- Kuzey Yıldızı ilk aşk

- Kuzey Güney

Arri Film Ekipmanları Kullanılarak Çekilmiş Video Müzik Klipleri:


- Ben Fero - Biladerim için

- Berkay - Yaz

- Manuş Baba -  Bu havada gidilmez

- Reynmen - Derdim Olsun

- Demet Akalın - N'apıyorsan Yap

- Norm Ender - Mekanın Sahibi

- Kemal Doğulu - Selfie

- Feride Hilal Akın - Yok Yok

- Sibel Can - Vallahi Yalan

- Aleyna Tilki - Nasılsın Aşkta

- Hadise - Geliyorum Yanına

Arri Kameralarla Çekilmiş Oscar Adayı Filmler:


- Arrival - Arri Alexa XT

- Lion - Arri Alexa XT Plus

- Hell or High Water - Arri Alexa XT Studio

- Manchester By the Sea - Arri Alexa XT

- Silence - Arri Alexa Studio

- Nebraska - Arri Alexa M

- Prisoners - Arri Alexa Plus

- Gravity - Arri Arriflex 765

- The Grandmaster - Arri Arriflex 435 Xtreme

- The Wolf Of Wall Street - Arri Arricam LT