24 Ekim 2018 Çarşamba

'' Arri Alexa Mini '' Kamera Hakkında Bilinmesi Gereken Herşey

'' Arri Alexa Mini '' Kamera Hakkında Bilinmesi Gereken Herşey

Listeye ve yazıya eklemeler yapmak isteyenler; eyupkaanyoksu@gmail.com adresine mail atabilir veya https://www.instagram.com/eyupkaanyoksu sosyal medya üzerinden mesaj atabilir.


Arri Alexa Mini 'nin kullanım alanları:
Sinema filmleri, diziler, kısa filmler, reklam filmleri, video müzik klipleri, viral reklamlar...

''Arri Alexa Mini'' yi tercih eden görüntü yönetmenleri:
Gökhan Tiryaki, Veli Kuzlu, Uğur İçbak, Doğan Sarıgüzel, Meryem Yavuz, Tolga Kutlar, Ulaş Zeybek, Eyüp Kaan Yoksu, Feza Çaldıran, Vedat Özdemir, Soykut Turan, Bertan Özer, Murat Tuncel, Ferit Çetinkaya, Emre Erkmen, Engin Özkaya, Erhan Makar

Arri Alexa Mini ile çekilmiş sinema filmleri:
Aydede, Yol Arkadaşım, Müslüm, Bebek Geliyorum Demez

Arri Alexa Mini ile çekilmiş video müzik klipleri
Berkay - yaz
Kemal Doğulu - Selfie
Kenan Doğulu - Yosun
Murat Dalkılıç - Rivayet
Aleyna Tilki - Dipsiz Kuyu
Simge Sağın - Öpücem
Derya Uluğ - Ne Münasebet
Güven Yüreği - Sen Maşallah
Oğuzhan Koç - Yaradana Yalvartma
Ece Seçkin - Dibine Dibine


Arri Alexa Mini kamera ile çekilmiş reklam filmleri
Arçelik Kombi
İş Bankası
Aksa Akü
Ülker
Eti
Lassa
Türk Hava Yolları


Türkiye de Arri Alexa Mini ile sinema filmi çekmiş yönetmenler
Çağan Irmak, Ezel Akay, Barış Atay, Biray Dalkıran
Fatih Akın, Yeşim Ustaoğlu, Seren Yüce
Ömer Faruk Solak, Özer Kızıltan, Semih Kaplanoğlu
Ali Aydın, Emin Alper, Kutluğ Ataman
Kaan Müjdeci, Mehmet Can Mertoğlu, Senem Tüzen


Arri Alexa mini kamera ile çekilmiş televizyon dizileri:
Kurtlar Vadisi, Avlu, Çocuklar Duymasın, Çukur, Diriliş, Eşkiya Dünyaya Hükümdar Olmaz, jet sosyete...

Arri Alexa Mini kamera setinin içerisindeki film ekipmanları:
Kamera monitörü, remote focus, follow focus, handle, 


Arri Alexa Mini satışı yapan film şirketleri:
Probis ve Linka


Arri Alexa Mini kiralama şirketleri:
www.kiralikkamera.com.tr , www.kamerakiralama.com.tr , www.repofilm.com.tr


Arri Alexa Mini kameralara rakip yeni nesil kamera modelleri:
Red Dragon, Red Scarlet, Red Epic, Red Hellium
Arri Alexa Plus, Arri Amira
Sony fs7, Sony fs700, Sony f5, Sony f65


Arri Alexa Mini kamerayla klipler çeken yönetmenler:

Erkan Nas, Murat Küçük, Nihat Odabaşı, Razaman Arslankaya, Hasan Kuyucu, Eyüp Dirlik, Behzat Uygur, Alişan Günay, Mustafa Özen, Eyüp Kaan Yoksu, Aleyna Tilki, Ferit Çetinkaya

Arri Alexa Mini'nin en çok kullanıldığı plato ve stüdyolar
Beykoz Kundura Fabrikası
Çekmeköy Taşdelen Stüdyoları
Repo Film Stüyoları
Işıklar Stüdyoları Kemerburgaz
İzmit Kağıt Fabrikası
Ümraniye Netaş Stüdyoları

Arri Markasının üretmiş olduğu teknik ürünler:

Arri Alexa Mini Operatörünün uyması gereken kurallar:

Arri Alexa Mini için film setlerinde hiyerarşi:

Arri Firmasının üretmiş olduğu kamera modelleri

Arri Alexa Mini kamerasının dünya üzerindeki mağazaları

Film setlerinde iş güvenliği


Sette ekipman güvenliği 




Türk Sineması ile ilgili öğrencilerinin okumaları gereken 28 kitap Önerisi


  • ''Türkiye Sineması'' ile ilgili Sinema öğrencilerinin okumaları gereken tavsiye niteliğinde kitaplar

Konuyla ilgili youtube video linki: https://www.youtube.com/watch?v=CYEmo3vOMns

Kuşkusuz bilgi sınırsınızdır ve sürekli olarak peşinden koşmak gerekir. 7. sanat olarak görülen sinemada bilgili olmak istiyorsanız çok okumanız gerekmektedir. Bilgiye de aç olmanız gerekir. İşte sinema öğrencileri için birbirinden değerli yazarlardan ve sinemacılardan başyapıt niteliğinde kitaplar.

Listeye ve yazıya eklemeler yapmak isteyenler; eyupkaanyoksu@gmail.com adresine mail atabilir veya https://www.instagram.com/eyupkaanyoksu sosyal medya üzerinden mesaj atabilir.

Kitabın Adı                    Yazarın ADI                     Yayınevi

1- Türk Sinemasının Erkekleri: Mekanları İdeolojileri - Der Yayınları
2- Türk Sinemasında Baba Temsili - Özlem Özgür - Palet Yayınları
3- Türk Sineması'nda Erkeklik Performansları - Murat İri - Derin Yayınları
4- Türk Sinemasında Yol Ayrımı - Haydar Ali Albayrak - Doğu Kitapevi
5- Türkiye'de Belgesel Film Festivalleri - Nagihan Çakar Bikiç - Doruk Yayınları
6- Tecavüzü Seyretmek - Nermin Orta - Agora Kitaplığı
7- Kötülüğe Yenik Düşen Türk Sineması - Özgür Velioğlu - Agora Kitaplığı
8- Geçmişten Günümüze 41 Türk Sinemasında Folklor İzleri - Birgül Yangın Aslanoğlu 
9- İlk Türk Filmleri - Burçak Evren - Es Yayınları
10- Osman Fahir Seden'le Türk Sinemasında Düet - Gülşah Nezaket Maraşlı - Elips Kitapları
11- Türk Sinemasının Ustalarından Sinema Dersleri - Pınar Tınaz - İnkılap Kitapevi
12- Yakın Plan Yeni Türkiye Sineması - Zahit Atam - Babil Yayınları 
13- Yerli Sinemada Hollywood Kuşağı - Kerem Akça - H2o Kitap
14- Türk Sinemasını Yeniden Okumak - Gülbuğ Erol - Hiperlink 
15- Türk Sineması 1895, 1939 - Süleyman Beyoğlu - Dergah Yayınları
16- Sessiz Dönem Türk Sinema Antolojisi 1895, 1928 - Ali Özuyar - Küre Yayınları
17- Sinemamızda Değişim Rüzgarları - Atilla Dorsay - Remzi Kitapevi
18- 100 Yılın 100 Türk Filmi - Atilla Dorsay - Remzi Kitapevi
19- Sinemamızın Çöküş ve Rönesans Yılları - Atilla Dorsay - Remzi Kitapevi
20- Türk Sinema Tarihi - Fikret Hakan - İnkılap Yayınevi
21- 80'ler Türkiye'sinde Sinema - Şükran Kuyucak - Su Yayınları
22- Türkiye Sineması ve Sinemada Algı - Osman Tatlı - Akis Kitap
23- Türk Sinemasının Kilometre Taşları - Şükran Kuyucak - Agora Kitaplığı
24- Türk Sineması'nda Yeşilçam Aşkları - Agah Özgüç - Horizon Yayınları
25- Afişlerle Türk Sineması - İlker İnanoğlu - Türvak Kitapları
26- Türk Sineması'nın Kadınları - Agah Özgüç - Agora Kitaplığı
27- Türk Sinemasının Felsefi Arka Planı - Meral Özçınar Eşli - İnkılap Yayınevi
28- Sinema ve 12 Eylül - Mesut Kara - Agora Kitaplığı

Sanata başka bakmak; İngiltere Sineması üzerine listeler ve bilgiler

Sanata başka bakmak; İngiltere Sineması üzerine listeler ve bilgiler

Sinemanın teknolojik ilerlemesine dönük atılımların da neredeyse hepsi İngiltere’de gerçekleşmiştir. Bu açıdan ilk sesli film çalışmalarından renkli filme değin birçok teknolojinin çıkış noktası burasıdır.

İngiliz Sineması’nı, aynı dili kullanmasına karşın Hollywood’tan çok farklıdır diyebiliriz. İngiliz sineması, Avrupa'nın diğer ülkelerindeki örnekler göz önüne alındığında, oldukça ilginç bir nitelikler taşımaktadır. 

Listeye ve yazıya eklemeler yapmak isteyenler; eyupkaanyoksu@gmail.com adresine mail atabilir veya https://www.instagram.com/eyupkaanyoksu sosyal medya üzerinden mesaj atabilir.

20. yüzyıl döneminde, Manş kıyısındaki Brighton Kenti’nden iki fotoğrafçının çalışmaları İngiliz sinemasının başlangıcı sayılır. Fransa’da Lumiere Kardeşlerin yanında hareketli fotoğraf tekniği üstüne ilk bilgileri edinen James Jilliamson (1855-1933). Brighton’a döndüğünde dış çekim denemelerine girişti. Williamson ve ona katılan arkadaşı George Albert Smith (1864-1959), doğayı, sokakları, insanları görüntülemeye koyuldular. Sonradan Brighton Okulu adı verilen bu akım, belge ve haber filmciliğinin de başlangıcını oluşturdu. Uzun yıllar sonra sesli film başlarken, John Grierson adında bir toplumbilimci, 1929’da Kuzey Denizi’nde çektiği 40 dakikalık Defters (Balıkçılar) belgesiyle büyük bir atılım yaptı. İki sinema ustası ABD’li Robert Flaherty ve Brezilyalı Alberto Cavalcanti’yi Büyük Britanya’ ya çağırdı. Çeşitli kaynaklardan sağlanan sınırlı paralarla küçük bütçeli ancak estetik ve sanat düzeyleri yüksek filmler ortaya çıktı.

Eski aktör Richard Attenborough’un üstün yapımı Gandhi (1981), içerdiği sanatsal değerler ve Ben Kingsley’in olağanüstü oyunuyla ilgi topladı. En geç kuşak İngiliz yönetmenleri ise güçlü bir birikimi iyi kullanarak yola çıktılar. Hugh Hudson, 1924 Olimpiyatları’nı Charitos of Fire’da (Ateş Arabaları) 1980 Tarzan söylencesinin gerçeklerini de Greystoke’da (1983) incelikle anlattı. Michael Radford, ilk filmi Another Time Another Place (Bir Başka Zaman Bir Başka Yer) 1983 ile dikkati çektikten sonra, George Orwell’in Bindokuzyüz Seksendört ünü (1984) sinemaya aktardı. Local-Hero (Yöresel Kahraman) 1983 (yönetmen Edward Bennett) ve 1985 Berlin Film Şenliği’nde büyük ödülü paylaşan, İngiliz taşrasının yergisi Wetherby (yönetmen David Hare), İngiliz sinemasına son yıllarda saygınlık kazandıran filmler oldu.

İngiliz Sineması’nda yaşlarının gençliğine rağmen şimdiden ustalık sıfatını haketmiş bulunan üç isim özellikle öne çıkıyor : Michael Winterbottom, Gillies MacKinnon ve Mike Figgis. Bu yönetmenlerin filmlerinin ortak paydası ise hemen hepsinin zorlu gönül ilişkileri ve tutkulu yatak öykülerinde odaklanması. Arka arkaya yaptığı filmlerle son dönem İngiliz sinemasına damgasını vuran Michael Winterbottom’un son filmi “With or Without You / Seninle ya da Sensiz”, Belfast dekorunda çok güzel bir oyunculukla desteklenen küçük bütçeli bir romantik komedi. Winterbottom; Avrupa sinemasına özgü duyarlılıkları, iki erkek ve bir kadından oluşan bir aşk üçgeni çerçevesinde özellikle de Truffaut’nun ölümsüz başyapıtı “Jules ve Jim”e tatlı göndermeler yaparak beyazperdeye aktarıyor.


Özgür Sinema" İngiliz Sinema Enstitüsü'nün Deney Komitesi'nce desteklenen, genç yönetmenler tarafından başlatılan bir hareket olarak 1955 yılında ortaya çıkmıştır. Genç sinemacıların maddi engellerle karşılaşmaksızın serbestçe film çevirmelerini sağlamak amacını güden bu hareket, tanınmış İngiliz eleştirmeni Lindsay Anderson'ın önderliğinde yola çıkmıştır. Burada maddi engellerle kastedilen çok büyük bütçelerle çevrilmiş filmlerin İngiliz sinemasına gölge düşürmüş olmasıdır. J. Arthur Rank'ın Hollywood'la rekabete girişmeye kalkışması, geniş bütçeli filmlere el atması yanlış bir adım olmuştur. Rank, büyük Amerikan yapımevlerine bağlanmak zorunda kalmış; en iyi yönetmenlerden başlıcaları Amerikan ortaklıkları tarafından tutulmuş; televizyon, İngiliz sinemasındaki bunalımı arttırmıştır. Bağımsız yapımcılar, finanse edecek öz kaynakları olmadığından yatırım kaynaklarını kendi dışlarından sağlamaya çalışmakta bazen de başarılı olamamışlardır. Bu dış kaynaklardan birisi Amerikan şirketlerinin İngiltere'deki dağıtım şubeleridir. İngiltere'deki mali kuruluşlar, genellikle film yapımcılarına karışmamayı yeğlemişlerdir. Milyonlarca dolarlık büyük bütçeli filmler kapalı gişe oynarken bağımsızların ürettiği filmler, seyirciyi televizyon karşısından çekememiştir. Dolayısıyla televizyonun olumsuz etkisiyle kapanan sinema salonlarının büyük çoğunluğu, bağımsız yapımcıların filmlerini gösterenler olmuştur. Bunun sonucu da "Özgür Sinema"nın bir ara getirdiği canlılığa rağmen İngiliz sinemasının sanat açısından can çekişir duruma gelmesidir.1955-1960 yılları arasında varlık gösteren İngiliz "Özgür Sinema"sı filmlerinin bazılarının vurguları, John Grierson tarafından 1929'da çevrilmiş Drifters (Balıkçı Tekneleri) gibi belge filmleri anımsatmaktadır. Özgür Sinema 1959'da "Tutum, stil demektir; stilse tutum" manifestosunu savunan bir akımdır. Bu akım, şiirsel gerçekliği ile sanatsal sinemanın gelişimine katkıda bulunmuş olsa da uzun süreli sponsor bulamadığından bir grup arkadaşın film yapımcılığından öteye gidememiştir.


  • Özgür Sinema Yönetmenleri ve Önemli Filmleri

Lindsay Anderson
Düşler Ülkesi – 1954
Jack Clayton
Room at the Top – 1959
Lorenza Mazzetzi
Together – 1956
Krel Reisz
Saturday Night and Sunday Morning – 1960
We’re the Lambeth Boys – 1957
Tony Richardson
Momma Don’t Allow – 1956
Look Back in Anger – 1958
The Entertainer – 1960


  • İngiltere’de Nerede Sinema Eğitimi Alabilirsiniz?

İngiltere'deki en iyi Film Çalışmaları kursları hakkında daha fazla bilgi edinmek için, Guardian University Guide 2019'daki ilk on medya ve film üniversitesiyle ilgili ayrıntıları aşağıda bulabilir. Ayrıca aşağıdaki okulları da internetten inceleyebilirsiniz. Türkiye'den İngiltere'ye film okuluna gitmek imkansız değil. Şartlar zor olsa da denemenizi tavsiye ederim.
  1. Queen Mary, University of London 
  1. University of Warwick 
  1. University of Exeter 
  1. Loughborough University 
  1. University of Southampton 
  1. University of Leeds 
  1. Cardiff University 
  1. University of Stirling 
  1. Lancaster University 
  1. University of Kent 


  • İngiltere Yapımı Tarihi Sinema Filmleri
The Interesting Narrative of Olaudah Equiano
Gladyatör
Hunger House
Joanna Vassa
Arabistanlı Lawrence
Çağrı
Fil Adam
Hotel Rwanda
Kış Aslanı
Gandhi
Burma VJ: Reporter i et lukket land
Zoraki Kral
Ölüm Tarlaları
One Day in September
Monte Cristo Kontu
Son İmparator
Ateşkes

The Boy in the Striped Pyjamas
Deep Water
The Tramp and the Dictator



















İletişimsizlik ve önyargı üzerine; Babel

 İLETİŞİMSİZLİK VE ÖNYARGI ÜZERİNE: BABEL

        Film adını İncil'in ilk bölümündeki Yaradılış efsanesinden yani Babil efsanesinden alır. Efsaneye göre; kendisini her yönden gelişmiş ve ilerlemiş gören insanoğlu göğün en yükseklerine ulaşma, Tanrı'yı görme ve cennete varma arzusu ile birleşerek Babil kulesi olarak adlandırılan göğe doğru yükselen bir yapı inşa etmeye çalışırlar. Bu kibirlerinden dolayı öfkelenen Tanrı, insanları cezalandırmak için aynı dili konuşabilme özelliklerini yok eder ve her birine ayrı bir lisan verir. Artık birbiriyle iletişim sağlayamayan insanlar kule yapımını yarıda bırakmak zorunda kalırlar. İnsanlarin birbiriyle anlaşamamaları zamanla sevgisizlik ve huzursuzluğu beraberinde getirince dünyanın dört bir tarafına dağılırlar.
    Kaos, çaresizlik, yoksulluk, önyargılar, iletişimsizlik temasının izinde, hiç konuşmadan yaralı bir insana yardım eden Faslı yaşlı kadın figürü ile iletişime niyetin yüce değerini de ortaya koyuyor. Egemen güçlerin benimsetmeye çalıştığının aksine; "terör" diye nitelendirilen şeyin aslında bir çocuğun hatalı bir seçimi oluşu, iç içe geçmiş önyargılar ile filmin çekildiği dönemin 11 Eylül sonrası küresel zihniyetine bir eleştiri misyonununda bulunuşu diğer ayrıntılardır.
      Yaşadığı toplum tarafından diğer toplum bireyleri hakkında empoze edilen düşünceler, kültürel iletişimsizliğin yanında aynı dili konuşup, aynı evrensel yapıya sahip olanların birbirini anlayamama sorunu da işlenmektedir. Mekanlar ne kadar farklı olursa olsun sosyal iletişimsizliğin evrensel boyutunu gözardı etmemek gerekiyor.
      Japonyadaki ve Amerikadaki bireyler statü olarak yüksek kesimden insanlardır. Ama bunlar da statülerinin bile ilaç olamadığı bir iletişimsizlik yaşamaktadırlar. Sağır ve dilsiz olan Japonyadaki karakterimiz toplum içinde bir dışlanma hissetmektedir ve bunu başka şeylerle kapatmaya çalışmaktadır. Tabi ona yaklaşan insanlar onun engelli olduğunu farkedince eskiden karşılaştığı durumlar yine önüne çıkmaktadır. Burada, önyargı teması göze çarpmaktadır. Babasıyla yaşayan bu karakter her istediği(maddi olarak) yerine getirilmesine karşın aslında babasıyla birbirlerine hiç yaklaşamamaktadırlar.  Aslında bu sadece bir karakter örneği olsun diye dile getirdiğim bi durumdur. Filmin genel temasını, çerçevesini konuşmak daha yerinde olacaktır. Çünkü diğer türlü filmin konusu, içeriği anlatılmış olup daha sonra izleyecekler için bir bilgi verme yanlışlığına düşülebilir. Bu da filmi izlemeyenlere bir saygısızlık olur. Bundan ziyade deginmek istediğim konu aynı dili konuşamayanların işaretle, uyumla anlaşabilmesidir. Filmdeki esas ironi de budur. Aynı dili konuşanlar hep bir iletişimsizlik, bir kopukluk yaşamaktadır. Farklı dilleri konuşanlar bu kadar kopuk değildir. Mesela hayatında ilk kez gördüğü Amerikalı kadının nasıl acı çektiğini anlayan Faslı yaşlı kadın ona ilaç gibi gelmektedir. Sosyal iletişimsizlik bu sahnede en büyük cilvesini seyirciye aktarır. Bir tarafta bu varken diğer tarafta önyargı vardır. Aynı şekilde bu olayın sürecinde; 11 Eylül olaylarından sonra medyasıyla İslam olgusu üzerinde bir terör algısı yaratan Amerikanın vatandaşlarının kendilerine yardım etmek isteyen Faslılardan uzak durması, onların köyünden bir an önce çıkmak istemesinden sonra yaşlı kadının anlattığımız hareketlerinin, yardımlarının gösterilmesi iletişimsizlik sonrasında ortaya çıkan bir önyargıyı gözler önüne serer.

       Babel, ne kadar iletişimsizliği anlatan bir film olsa da aslında birbirinden uzak 4 farklı ülkenin bambaşka yaşamlara sahip bireylerinin hayatlarının bir kaza sonucu kesişmesini anlatır. Amerika'dan Fas'a, Meksika'dan Japonya'ya kadar uzak mesafelerdeki insanların farklı kültürlerin esiri olduğu farklı hayatları arka planı siyah olan süslü, parlak bir obje gibi gözümüze sokar.
       Sosyal anlamdaki iletişimsizliğin bu çağda çok önemli bir sorun haline dönüştüğünü hepimiz biliyoruz. Bu konuda olumlu ve olumsuz bir çok yargı var. Teknoloji ve bunun devamı şeyler de buna neden olarak gösteriliyor. Böyle bi çağda ağızın ve kulakların insanların iletişiminde kullanılamaması ve bunun yerine elleriyle bir şeyleri ifade etme çabası beni her zaman etkileyen bir olay olmuştur. Bununla birlikte Fas'ta yaralı kadının yanında beklerken konuşmadan sadece dua okuyan yaşlı kadın, daha doğmamış çocuklarının ölmesi üzerine "buradan uzaklaşma" düşüncesiyle ülkesinden çok uzağa gitmiş olan çiftin suskunluğu, cinsel farklılıkların dinsel olarak kesin ve keskin bir çizgiyle çizildiği Fas'ta kız ve erkek çocukların muhabbetlerinin en yakın olduğu abla-kardeş ilişkisinin bu iletişimsizlik sonucu ne hâle gelebileceği gibi durumlar tüm çıplaklığıyla ortadadır. Bütün bu sessizlikler ve sindirilmişliklerle aslında yönetmen dile getirmek istediklerini vurgulamaya çalışmaktadır.
       Peki yönetmen neden bu "sessizlik"lere bu kadar yer vermiştir? Film hakkında bilgi verebilmek kaygısıyla dile getiremediğim kaos, çaresizlik, yoksulluk, önyargılar temalarının altında yatan esas neden sosyal eşitsizliktir. Statüler ne olursa olsun bir iletişimsizlik vardır. Fakat işin detayına eşitsizlik girdi mi statüsü yüksek olanla düşük olanın sorunlara çözüm getirebilme ya da önyargılara karşı kendini ifade edebilme şansları aynı ölçüde gitmeyecektir.
     "Sessizlik" tam da bu noktada statünün, eşitsizliğin, önyargılarla yaşamanın dilidir. Fasta yaşayan yoksulun sessizliğiyle, Japonyada yaşayan plazada yaşayan elitin sessizliği arasında uçurumlar vardır. Hikâyelerin sonunda ya da birleşme noktalarında yönetmenin gözümüze soktuğu o "sessizlik" herkese konumu noktasında payını verir.
      İletişimsizliğin azaldığı noktalarda çözümler daha işe yaramaya başlar. Gerek sosyal gerekse de farklı iletişimsizlikler bireyin kaosuna, önyargısına, çaresizliğine hükmeder. Bireyler ne kadar bundan sıyrılıp yalnızca dille olmayan bir gerçek anlamayla, iletişimle yüzyüze gelirse o derece bir gerçeklik vurucu bir şekilde kendisini gösterir. Yazımı yönetmenin filmle ilgili dile getirdiği bir kaç cümleyle bitirmek filmin amacına yönelik bilgi edinmemizi sağlayacaktır.
     "Gerçekte sınırlamalar insanın kendi iç dünyasında yaşadığı düşüncelerdir. Mutluluğumuzu oluşturan şeyler toplumsal yapıya göre değişkenlik gösterirken;  çaresizlik içinde ise hepimiz din,dil,ırk farketmeksizin aynı duyguları yaşıyoruz. Babil, bizi ayıran değil, bizi birleştiren duygular üzerine bir film oldu."
Babel(2006)-Alejandro Gonzalez Inarritu
NOT:Filmdeki duyguları, düşünceleri pekiştirecek filmin tema müziğini şunu yazarak dinleyebilirsiniz:

   "Gustavo Santaolalla-Babel"


23 Ekim 2018 Salı

Gönüllü Olarak Sinema Blogu İçin İçerik Üretecek Takım Arkadaşları Arıyorum

Gönüllü Olarak Sinema Blogu İçin İçerik Üretecek Takım Arkadaşları Arıyorum!!


Sinema blogumda gönüllü olarak yazılar yazmak, yazılarını yüzbinlerce kişiye ulaştırmak isteyen arkadaşlar; eyupkaanyoksu@gmail.com adresine ''Gönüllü İçerik Üreticisi'' konu başlığı ile başvurabilirler. Mailde kendilerinden bahsedip ilk yazılarını ekleyip gönderebilirler.

İsteyen arkadaşlar kolaylıkla buradan da iletişime geçebilirler:
https://www.instagram.com/eyupkaanyoksu 

Yazdığın yazıları senin adınla yayınlansın. Hafta içerisinde sadece 1 saatini yazmaya ayır. Çok bilinen dergilerin yazarlarından farkın olmadığını ispatla. Hatta daha da ileri git fikirlerin yüzbinlere, milyonlara ulaşsın... Sinema sektöründe iddaalı ol. Yazabiliyorsa o cevher içinde var demektir. Çoğu sinema yazarından üstün olduğunu göster.

Yazacak konu bulamayan arkadaşlar için whatsapp grubu kurabiliriz. Yahut direk eyupkaanyoksu@gmail.com adresine yazabilirler. Herkese yetecek kadar konu başlığı mevcut. Sinema sektöründe onbinlerce dert var zaten. Birini ele alıp, araştırıp yazıp göndermen yeterli.

Ayrıca başvuru yapan arkadaşlarla hep beraber kısa filmler çekebilir, sinema etkinliklerine katılabilir,(sinema filmi izleme,söyleyişilere katılma,film festivallerine gitme vb.) oturup sabah kahvesi içebiliriz. Gönüllülük esasıyla yanyana gelmiş bir yazı ekibi oluşturabiliriz. Haftada bir kere buluşma yapacağız. İsteyen arkadaşlar katılabilir. Yani devamsızlık serbest...

Yazar Arkadaşların Yapması Gerekenler:

Özgün içerik oluşturup göndermek ve ayda iki defa yazı yazmak...


Hangi konularda yazacağız?

Sinema sektörünün sorunlarını, araştırma yazıları, film incelemeleri yazabilirsiniz. Teknik konularda da yazmak serbest... Ayrıca isteyen arkadaşlar da film listeleri oluşturup gönderebilirler.

Haydi harekete geç ve sektöre bir yerden tutun !!












Kemal Sunal Sinemasından ''Uyanık Gazeteci''

UYANIK GAZETECİ

yazıya eklemeler yapmak isteyenler; eyupkaanyoksu@gmail.com adresine mail atabilir veya https://www.instagram.com/eyupkaanyoksu sosyal medya üzerinden mesaj atabilir.

Filmin Künyesi 
Yönetmen - Kartal Tibet
Senaryo - Kartal Tibet , İhsan Yüce
Yapımcı - Yahya Kılıç
Müzik - Cahit Berkay
Görüntü Yönetmeni - Rafet Şiriner
Süre - 92 dk
Tür - Dram, Komedi
Özellikler - 35 mm, Renkli
Ülke - Türkiye
Oyuncular - Kemal Sunal, Nesrin Akkoç, Kutay Köktürk, Ahmet Açan, Ekrem Gökkaya, Renan Fosforoğlu, Necdet Yakın, İhsan Yüce

Kemal Sunal'ın Uyanık Gazeteci Filminin Ana Hatları

   Kemal Sunal'ın başrolünde yer aldığı Uyanık Gazeteci filmi Türk sinemasında medya denilince akla gelen filmlerden biridir. Film seksenler dönemi kemal sunal filmlerinin genel özelliklerini taşır niteliktedir.Karmaşık ve mizahi olaylar içinde mesajını veren türden bir filmdir. Kemal Sunal'ın oynadığı gazeteci Ali karakteri de güzel insan tanımının tastamam tarifi gibidir.Kemal Sunal'ın Tv ekranlarında fazla göremeyeceğimiz, gazeteciliği mizahi bir biçimde 'taşlama' diyebileceğimiz türden ele alan, haber dezenformasyona nasıl uğratılır, erklerden yana bir güç ve kamuoyu düzeni nasıl oluşturulduğunu gösteren bir filmdir. Savaş çığırtkanlığı ve silah tüccarları ilişkisi, bunlardan beslenen güçlerin de sergilendiği bir film. Kibar Feyzo'nun senaristi İhsan Yüce, Kartal Tibet ile birlikte filmin senaryosunu yazmıştır. İhsan Yüce'nin ince politik mizahi filmde oldukça hissedilmektedir.

Uyanık Gazeteci sinema filmi konusunu Romanya ile Bulgaristan hudutları arasında gerçek yaşanmış bir olaydan almaktadır. Savaş sonrası hudutlar çizilirken unutulmuş, ne Bulgaristan ne Romanya ‘nın kendi hudutları içine yanlışlıkla almadığı, birbirine yakın , ortasında ekilip biçilen bir mezrası, ırmağı olan bir köy ve köylülerin hikayesi . İki köy yedikleri içtikleri her besini başta buğday olmak üzere buradan temin ediyorlar ama çıkar mevzuu bahis olunca tarla için iki köy arasında dövüşler başlıyor, başlarında da devlet yok, yalnız kalmışlar... Hikaye de böyle başlıyor.
Bir süre sonra iki köyün yaşlıları bir araya gelip kavgaları bitirecek bir yöntem arıyorlar. Köyün tüm gençleri genelde güreş sporuyla uğraşmaktadırlar.Tarihimizde de çok ünlü pehlivanların o yörelerden çıktığı bilinmektedir.Yaşlıklar bir karar alıyorlar ve her iki köyün baş pehlivanları güreşecek , kim yenerse tarlayı o ekip biçecek. İlk hasatı da köyün olacak , yani kavganın galibi yerine köyün pehlivanın kazananı. Bütün dünya milletleri konuya ilgi göstermeye başlıyor.(yani savaşla askerle sorunları çözmek yerine sporla halletmek.


”Kemal Sunal Sinemacılığı ve Oyunculuğu''

   Egemen çevrelere karşı halkın yararına filmler yapması “Canım Kardeşim”le başlar. Bu film ‘toplum için sanat’ görevini gerçekleştirmede atılan ilk adımdır. İçerik ve teknik yönünden Yeşilçam kalıplarının dışına çıkmış, sinema filmlerinde rol almıştır.Yönetmen Ertem Eğilmez'in kendisini keşfedip 1972 yapımı Tatlı Dillim filminde Tarık Akan'ın basketbolcu arkadaşı rolünü vermesiyle birlikte, Kemal Sunal için bir dönüm noktası yaşanmıştır.İlk filmiyle ilgili, İlk gün en arkaya gittim, oturdum. Perdede 8 kere ancak gözüküyorum. Her görünüşümde salonda kıyamet koptu. Suratımı görür görmez büyük alkış ve gülmeler. Lafları duymuyorlardı. Suratım enteresan geldi seyirciye. Sıcak ve kendinden biri buldu sanıyorum. O zaman şöyle arkama yaslanıp, "Bu iş tamamdır” dedim." yorumunu yapmıştır.Yönetmen Ertem Eğilmez, bu filmden sonra, 1973 yapımı Canım Kardeşim filminde kendisine Kayseri şiveli bir yolcu rolü vermiştir. Yine aynı yıl, Oh olsun, Güllü geliyor Güllü, Yalancı yarim filmlerinde rol almıştır. 1974 yılında, Kayseri şivesinin halk tarafından benimsendiğini gören Ertem Eğilmez, Salak Milyoner filmini çekmeye karar vermiştir. Bu film büyük ilgi görünce, devam filmi niteliğinde olan Köyden İndim Şehire çekilmiştir. Her iki filmin senaryosu Sadık Şendil'e aittir ve Kemal Sunal'ın büyük rollerde oynadığı ilk iki filmdir. Yine aynı yıl çekilen, Mavi Boncuk filminde kaymakamı canlandıran Sunal, Ertem Eğilmez'in herkese eşit rol vermesiyle birlikte daha çok perdede görünmeye başlamıştır. 1974 yılının bir diğer gözden kaçırılmaması gerekilen noktası ise, Kemal Sunal'a, Meral Zeren'in eşlik etmesidir. Aynı yıl çekilen Hasret filminde, yönetmen Zeki Ökten ile çalışan sanatçı, bu filmden sonra ilk başrolünü alacaktır.

Yine aynı yıl sanatçıya başrol verilir ve bu filmin adı Salako'dur. Bu kez yönetmen Atıf Yılmaz'dır. Takvimler 1975 yılını gösterdiğinde, Zeki Ökten'in iki filminde rol alan sanatçının bu filmleri, Şaşkın damat ve Hanzo'dur. Bu filmlerde Meral Zeren ile beraber olan sanatçı, artık başrollerde oynamaktadır ancak Ertem Eğilmez filmlerindeki başarısından çok uzaktadır. Bu dönemde, Ertem Eğilmez bir efsaneye dönüşecek olan Rıfat Ilgaz romanı olan Hababam Sınıfı'nı sinemaya uyarlamaya karar verir. Bu filmde herkesin rolü eşit olduğundan, Kemal Sunal perdede daha fazla görünmektedir. Sanatçının oynadığı "İnek Şaban" rolü, sonraki yıllarda adının "Şaban" olarak kalmasıyla hatırlarda kalacaktır. 4 hababam sınıfı filminde rol alan sanatçı, 1975 yılında, kendisiyle beraber birçok filmde rol alacağı Şener Şen ile tanışır. İkilinin birbirini tamamlamasıyla birlikte rol aldıkları filmler ardı ardına gelmiştir. 1976 yılına gelindiğinde, Kartal Tibet filmi olan Tosun Paşa çekilir. Bu filmin senaryosunu Yavuz Turgul yazmıştır. Aynı yıl, Süt Kardeşler filmi için Ertem Eğilmez yeniden yönetmen koltuğuna geçer ve Şener Şen ile Kemal Sunal'ı yeniden bir araya getirir. Yine aynı yıl, Ergin Orbey'in yönetmenliğinde Meraklı Köfteci filmi çekilir ve ardından Natuk Baytan'ın yönettiği Sahte Kabadayı filminde rol alır.

Natuk Baytan'ın farklı mizah anlayışıyla birlikte, "Şaban" karakterine "kahraman" özelliği de eklenmiştir. Sunal "saf ve halkın kahramanını canlandırdığı yapımlarda kötülerle mücadele etmiş ve mizahi bir sunuşla haksızlıklarla karşı durmuştur. Suavi Sualp'in kaleminden olan Sahte kabadayı filminde bu durum daha belirgindir. 1976 yılında tam altı film çeken sanatçının bir sonraki filmi, Hababam sınıfı uyanıyor'dur ve yönetmen koltuğunda yeniden Ertem Eğilmez vardır. Bu hababam sınıfı filminin afişinde Kemal Sunal ismi en üstte yer alır. Bu yılın son filmi kendisine daha sonra "En iyi erkek oyuncu" ödülünü getirecek olan Kapıcılar Kralı filmidir. Umur Bugay'ın kaleminden olan bu filmi Zeki Ökten çekmiştir. Şaban karakterinden tamamen bağımsız olan bu filmdeki "Seyit" rolü, zeki,kurnaz, paragöz ve işgüzar bir karakterdir ve bambaşka bir Kemal Sunal'ın gözüktüğü ilk filmidir. 1977 yılında toplam beş film çeken sanatçının bu filmleri, son hababam sınıfı filminde rol aldığı,Ertem Eğilmez yönetmenliğinde Hababam sınıfı tatilde, Natuk Baytan imzalı, Sakar Şakir, Umur Bugay'ın yazdığı ve Zeki Ökten'in yönettiği Çöpçüler Kralı ve son olarak bir Atıf Yılmaz filmi olan İbo ile Güllüşah'tır. Sanatçı bu yıl, Antalya Film Festivali'nde En iyi erkek oyuncu ödülünü Kapıcılar Kralı filminde almıştır. Aynı filmle, Sinema yazarları derneği'nce "En iyi erkek oyuncu" seçildi.

Bu ödülleri sanatçı şöyle yorumlamaktadır;
"Antalya Film Festivali’nde Kapıcılar Kralı filmiyle, en iyi erkek oyuncu ödülünü aldım. Antalya’da ve Türk sinema tarihinde böyle bir şey yok. Komedyene değil, bu ödül hep jönlere verilmiş. İlk defa ben yıktım o sistemi. Sonra Sinema Yazarları Derneği’nin ilk ödülünü, yine aynı filmle ben aldım. Ondan sonra da başarılı filmler yapmadım değil ama festivallere göndermedik. O nedenle başka ödül çıkartamadık."
1978 yılında Fatma Girik ile payları ortak bir şirket kurulmuştur. Bu film şirketi "Can Film"dir. Yapımcılığını Fatma Girik ve Kemal Sunal'ın yaptığı Yüz numaralı adam filmiyle, şirket ilk filmini o yıl çekmiştir. Bu filmin senaryosu ve yönetmenliği Osman F. Seden'e aittir. Reklamların yanıltıcı yönünü ele alan bu film Sunal sineması için önemli bir noktadır. Meral Zeren'den sonra bu filmde Sunal'a Oya Aydoğan eşlik etmektedir. Aynı yıl, Atıf Yılmaz ile, Müjdat Gezen eseri olan Köşeyi Dönen adam, Senaryosu ve yönetmeni Osman F. Seden olan İyi aile çocuğu, İnek Şaban, Yönetmenliği Natuk Baytan'a ait olan Avanak Apti ve dönemin en ses getiren filmi Kibar Feyzo çekilir. İyi Aile çocuğu filminde, Sunal'a bu kez Harika Avcı eşlik etmektedir. Kibar Feyzo filmi, yapımcılığını Ertem Eğilmez'in yaptığı, politik bir filmdir. Arzu Film'e ait olan bu film, politik duruşu sebebiyle birçok sahnesinde sansüre uğramış olsa da, türk sinemasında önemli bir yeri vardır. Bu filmde Sunal'a Şener Şen'in yanı sıra, Müjde Ar, İlyas Salman, Adile Naşit gibi isimler eşlik etmektedir. Senaryosu İhsan Yüce'ye ait olan bu filmin yönetmeni Atıf Yılmaz'dır. Töre, geçim derdi, ağalık gibi kavramlar sıkça filmde işlenmektedir.

1979 yılında, Sunal beş filmde rol almıştır. Bunlar, Umudumuz Şaban, Şark Bülbülü, Korkusuz korkak, Dokunmayın Şabanıma ve Bekçiler Kralı filmleridir. Bu filmlerde, sırasıyla, Kartal Tibet, (Umudumuz Şaban,Şark bülbülü), Natuk Baytan ve Osman F. Seden (Dokunmayın Şabanıma, Bekçiler Kralı) ile çalışmıştır. Sunal, Dokunmayın Şabanıma ve Bekçiler kralı filmlerinin yapımcılığını Fatma Girik ile birlikte üstlenmiştir. İki yapımcı bu filmleri, kendi film şirketleri olan Can Film'e değil, Uğur Film'e yapmıştır. Şark bülbülü filminde, kısa sürede şöhret olan ünlülere göndermeler vardır. Yine Umudumuz Şaban filminde yer eden toplumsal yaralar, güldürü unsuru içerisinde izleyiciye aktarılmaktadır. 1980'de dört filmde rol alan Sunal'ın bu filmleri, bir romandan uyarlanan Zübük,Gol kralı, Gerzek Şaban ve Devlet kuşu'dur. Sunal bu filmlerde Kartal Tibet, (Zübük, Gol kralı) Natuk Baytan ve Memduh Ün ile çalışmıştır. Zübük filmi, politik eleştirilere sahiptir ve "İbrahim Zübükzade" karakteriyle akıllarda yer etmiştir. 1980 askeri darbesiyle birlikte o dönem çekilen filmlerin büyük çoğunluğu sansüre uğramış, önemli oyuncuların bazıları da yurtdışına çıkmıştır. Sunal, zaman zaman politik filmlerde rol alsada, kutuplaşmalardan her zaman uzak kalmıştır.

1981 ve 1985 yılları arasında birçok "Şaban" filmi çekilmiştir. Bu filmler, Sunal sineması adına kaliteden yoksun olsalarda, izleyiciyi güldürmeyi başarmış yapımlar olarak tarihe geçmiştir. 1981 yılında, Üç Kağıtçı filminde Natuk Baytan, Kanlı Nigar filminde Memduh Ün ve Davaro filminde yeniden Kartal Tibet'le çalışan sanatçı, üç filmde rol almıştır. 1982 yılında iki filmde rol alan Sunal'ın bu filmleri, Yedi bela Hüsnü (Natuk Baytan) ve Doktor Civanım (Kartal Tibet)'dır. Yedi Bela Hüsnü filminde, sanatçıya Oya Aydoğan eşlik etmiştir. 1983 yılında Tokatçı,(Natuk Baytan) Kılıbık,(Uğur İnan) En büyük Şaban (Kartal Tibet) ve Çarıklı Milyoner (Kartal Tibet) filmlerinde rol almıştır. Kılıbık filminde Nevra Serezli eşlik etmiştir.1983 yılında olduğu gibi, 1984 ve 1985 yılında da ağırlıklı olarak Kartal Tibetle çalışan sanatçı, bu dönemde birçok "Şaban" filminde rol almıştır.1984'de Şabaniye, (Kartal Tibet) Postacı, (Memduh Ün) Ortadirek Şaban, (Kartal Tibet) Atla gel Şaban (Natuk Baytan) filmleri çekilmiştir. Postacı filminde Sunal'a, Fatma Girik eşlik etmiştir. 1985 yılı, "Şaban" filmlerinin sonuncusu olan Gurbetçi Şaban filminin çekildiği yıldır ve sanatçı toplam altı filmde rol almıştır. Bu filmlerin tamamında rejisör Kartal Tibet'tir. Bu dönem, Perihan Savaş, Nevra Serezli ve Müge Akyamaç sanatçıya eşlik eden isimler olmuştur.

Sanatçı "Şaban" filmleri ile ilgili görüşlerini şöyle aktarmıştır;
"Bundan sonra filmlerde Şaban adını koymasak bile, değişen bir şey olacağını zannetmiyorum. Millet Şaban olarak biliyor. Bu yıl, firma yanlışlık yaptı. Film adım Niyazi. Adının Atla Gel Niyazi olması lazım. Afişler, lobiler hepsinde Atla Gel Şaban oldu. Seyircilerden bir kişi çıkıp da, filmdeki adın Niyazi, afişte Şaban, demedi. Farkına bile varmadı. Kemal Sunal’ın adı, Niyazi olsa ne olur, Şaban olsa ne olur?"
Sunal sinemasında artık "Şaban" filmi yoktur ve sineması adına bambaşka bir sayfa açılmıştır. 1986 yılında Yoksul ve Davacı ile Zeki Ökten'le, Tarzan Rıfkı'da Natuk Baytan'la, Garip filminde Memduh Ün'le, Deli deli küpeli filminde Kartal Tibet'le çalışmıştır. Yoksul filmi duru anlatımıyla öne çıkarken Davacı ve Deli deli küpeli filmleri "siyasi taşlama"[13] olarak ön plana çıkmaktadır. Ayrıca Garip filmi dram yönüyle ön plana çıkmaktadır. Sunal bu dönem, halkın içinden hikayelerle izleyici karşına çıkmıştır. 1987 yılında üç filmde rol alan sanatçının bu filmleri, Yakışıklı, Kiracı (Orhan Aksoy) ve Japon işi (Kartal Tibet) filmleridir. Kiracı filminde, o dönemin konut sorununa göndermeler bulunmaktadır. 1988 senesi, Sunal sineması için önemli olan filmlerin çekildiği yıldır ve Sunal'a yeni bir ödül getirecektir. Uyanık Gazeteci, Sevimli Hırsız, İnatçı, Öğretmen,(Kartal Tibet) Polizei,(Şerif Gören) Düttürü dünya ,(Zeki Ökten) Bıçkın (Orhan Aksoy) bu dönem rol aldığı filmlerdir. Polizei, Öğretmen ve Düttürü dünya filmleri diğer filmlerden ayrılmaktadır. Polizei filminde gurbetçilerin yaşadığı sıkıntılara değinilirken, Öğretmen filminde geçim sıkıntısı, ulaşım ve konut problemleri gibi sorunlara değinilmiş ve Düttürü dünya filminde küçük insanların büyük hayallerine yer verilmiştir. Sanatçı bu filmiyle, Ankara Uluslararası Film Festivali'nde "En iyi erkek oyuncu" ödülünü almıştır. Bu filmin senaristi, Umur Bugay'dır.

1989 yılında Sunal, üç filmde yer almıştır, bunlar Zehir Hafiye, (Orhan Aksoy) Talih kuşu, Gülen adam'dır. (Kartal Tibet) 1990 yılında Sunal üç filmde rol almıştır. Bunlar, Koltuk belası,(Kartal Tibet) Abuk Sabuk bir film (Şerif Gören) ve Boynu bükük Küheylan' (Erdoğan Tokatlı)dır. 1991 yılında tek bir filmde rol alan sanatçının bu filmi Varyemez'dir ve rejisör Orhan Aksoy'dur. 1999 senesi, sanatçının son rol aldığı sinema filmi olan Propaganda'nın çekildiği yıldır ve bu filmde kendisine Metin Akpınar eşlik etmektedir. Sinan Çetin filmi olan Propaganda, Sunal'ın sinema kariyerinde yeri bambaşka olan bir yapımdır. Zira sanatçı, "Gümrük memuru Mehdi" rolünü, tıpkı diğer tüm mesleki rollerinde olduğu gibi benimsemiştir ve izleyici karşısına dram yönü ağır basan bir Kemal Sunal koymuştur. 2000 yılında Balalayka filminde rol almayı kabul etmiştir.
    Mor Defter (Yön:O.Nuri Ergün), Kasımpaşalı Recep (Yön:Nuri Akıncı), Bin Defa Ölürüm (Yön:Mehmet Aslan)  Senaristliğini ve Yönetmenliğini Vedat Türkali’nin yaptığı “Sokakta Kan Vardı” gibi filmlerde geleneksel Yeşilçam sinemasının kalıpları içinde ama ustalıkla rol sergilediği filmlerle adını duyurmayı bilmiştir. Adana – Paris adlı belgesel, Yılmaz Güney (Pütün) ’in doğduğu Adana’nın Yenice Köyü’nden sürgünde yaşadığı  Paris’e uzanan yolculuğunun öyküsüdür. Bu filmde Halil Ergün, Aziz Nesin, Özdemir İnce, Costa Gavras ve Jacques Lang’la yapılan röportajların ve filmlerinden kolajın yeraldığı bir yapıttır.
   Her dönem Türkiye Sineması ile ilgili yapılan “Bütün Zamanların En İyi On Filmi” soruşturmalarında Yılmaz Güney filmleri en iyi takdiri halktan gördü. Bu filmler yukarıda birçoğu adı geçen Umut, Ağıt, Acı, Sürü, Endişe, Düşman ve Yol gibi toplumsal içerik taşımaktadır. 


Uyanık Gazeteci Filminin 1980’li Yıllardaki Toplumsal Rolü

   Uyanık Gazeteci, sorgulayan, eleştiren, yeniden üreten, çözüm yollarının ipuçlarını taşıyan, yarınlarımızı anlatan sinemanın başyapıtlarından biridir.80’li yılların toplumsal gelişimi içinde, Yeşilçam’ın geleneksel yapısını aşmaya yönelmiş, yani fakir kız-zengin erkek ya da tam tersi bir vuruşta beş on kişiyi yere seren başrol oyuncularının  revaçta olduğu filmlerin aksine, ülkemizdeki sınıflar mücadelesinde geleceğe yönelik geleneklerin yaratıldığı, toplumsal muhalefetin yoğunlaştığı bir ortamın ürünü olmuştu.Filmin büyük bir bölümü o dönemin ve 2000'li yılların öyküsünü anlatıyordu.
   Uyanık Gazeteci’de kendi hayatını geçindirmek için iskeleti çıkmış fotoğraf makinasıyla ve kalemiyle didinen gazeteci Ali’in umudunu bir fotoğraf makinasına bağlayışı ve büyük bir hayal kırıklığı içinde silah tüccarlarıyla devlet adamlarının kavgasına dönüşü anlatılıyordu. Filmin gerçekleştirildiği koşullara bakıldığında, Yeşilçam geleneksel kalıplarını   kıran Uyanık Gazeteci Ali cesur bir çıkıştır. Verdiği mesaj net ve yalındı. Kartal Tibet bu yalın öyküyü, buna çok uygun düşen yalın, abartısız bir dille ama görüntülerinin güzelliğine  titizlik göstererek perdeye yansıtmıştı.Toplumsal sorunlara duyarlı, düşündüren, sorgulayan, hiciz yapan filmdir. Konu ve içerik ticari kaygılardan kurtulmuş, topluma yöneliyordu film.
   Umuttan sonra da pek çok film çekildi, öncesinde olduğu gibi... Kimileri ciddi çabaların ürünüydü, kimileri ise toplumculuk adına duyguları sömüren devrimci değerleri yozlaştırarak dejenere etme suçuna ortak olmuşlardı.
   Sanatın diğer bazı dallarında gösterilebilen bu dönüşüm sinemada ise aksayan bir yan olarak kalmıştı. Bunda sinema tekniğinin özgünlüğü yanında konuyla ilgili birikim ve deneyim eksikliğinin olduğu yadsınamaz. Bu açıdan “Uyanık Gazeteci” çevrildiği koşullar göz önüne alınarak değerlendirilmeli ve toplumsal sorunların çözümü doğrultusunda düşündüren, öneren sinemayı bir çizgi haline getirme yükünü omuzlamamız gerektiği de unutulmamalıdır.


''Uyanık Gazeteci'' Filminde Yer Alan Türk Halk Kültürü ve Sosyolojik Motiflerinin İncelenmesi 

   Uyanık Gazeteci filmi yaptığı toplumsal eleştirinin arka planında halk kültürü ve inançlarını taşır. Bu motifler filmin yönetmenince bilinçli şekilde kullanılarak kişisel dönüşüm anlamında bir inisiyasyon ritusunu sergilemek amacı taşır. 
   Bu inisiyasyon ritusları doğrudan siyaset bilimiyle ve sosyoloji ile bağlantılıdır. Filmde özellikle isimler,meslekler,alkol ön planda yer almıştır. 


Filmdeki 'Karakter İsimleri' Motifi


   Aslında adlar çok şey anlatırlar.Özellikle de isimleri taşıyan kişileri en fazla birbuçuk iki saat süren bir filmde bir iki sahne boyunca görüyorsak. Böylece, bir karakterin uzun uzun nasıl biri olduğunu anlatmak yerine, onu belli çağrışımlar uyandıran bir isimle tanıtırız sözgelimi. Burada kuşkusuz kültürel çağrışımlardan da yararlanırız. Filmde ülkemizde her dönem en çok duymaya alıştığımız isimler yer almaktadır.Ali ve Ayşe karakteri... Filmde anlatılmak istenileni herkes daha kolay anlasın diye, direk halkın içinden, herkesin tadığı, bildiği isimlere yer verilmiştir. İsimler filmde anlatımın bir öğesi durumundadır.Ali ve Ayşe karakteri aslında halkın içinden sıradan insanlardır.Filmde karakterlerin isimleri; Silah tüccarlarına, savaş çığırtkanlarına, kötü niyetli politikacılara,medya baronlarına tepki olması için şeçilmiştir. Yine halkın içinden olan Ali ve Ayşe aynı zamanda birer sevgili durumundadır. Ayşe'in Ali'ye aşık olması da anlatımı kuvvetlendirmektedir. İzleyicilerin fedakar aşık kadın karakteri sahiplenmesi ve bağdaşım kurması da kolaylaşmaktadır. Karakterler, film koşullarının çağrıştırdğı güçlü duygu ve heyecanları verebilecek çok yönlü kişiliklere sahip olmalıdırlar. Ele alıp incelenmesi gerekilen diğer bir isim ise filmin çocuk oyuncusu ''Barış'' tır. Filmin final sahnesinde ufak çocuk "barış" kaybolur ve herkes barışı aramaya koyulur. Herkes bir ağızdan barış diye haykırır. Sonra basit bi çekim tekniği ile (bildiğiniz kameranın önünü kalemle çizmişler) Kemal Sunal' ın canlandırdığı karakteri dürbünlü tüfekle hedefe alırlar. Sahne donar, Kemal Sunal' ın "barış!" diye haykıran sesi yankılanır ve ardından tüfeğin tetiği çekilir. Böylelikle de seyircinin gözünün içine ana tema sokulmuş olur. Nasıl ki toplumda iyi niyetli gazeteciler öldürülüyor veya hapse atılıyorsa, filmde de çıkar odakları tarafından öldürülüyor.

Alkol Motifi
Alkol'ün normal içeceklerden farklı olduğu aşikardır. Filmde zenginler, şavaş baronları,başbakanlar,zengin iş adamları ve siyasetçiler başarılarını kutlamak için alkol içmektedirler. Film içinde Birleşmiş Milletler Sekreteri, Rusya Başbakanı ve Amerika Başbakanı başarılarını viski ve vodka içerek kutlamaktadırlar. İçki sadece zengin içeceği gibi tavırlar sergilemektedirler.
Karakterlerin Meslekleri Motifi
Klişe karakterler yaratmak kolay, klişe olmayan karakterler yaratmak ise zordur. (Bu lafın kendisi de biraz klişedir aslında)

Klişe karakterler basit, tek boyutlu, yapmacık ve fazlaca belirgindir genellikle. Bunlar kolayca tanımlanabilirler:

-Yoksul köylü
-Abartan muhabir
-Babacan veya dar görüşlü muhtar
-Çıkarcı patron
-Yalaka müdür
-Göz hiç birşey görmeyen sevgili
-Uyanık çocuk
Klişe tiplerin bir avantajı, seyirci tarafından kolayca tanınmalarıdır. Fakat burada tanınan, klişedir aslında, karakter değil.
Klişe tiplerin türleri vardır. Örneğin esas oğlanın yanında gezinen, ama onun kadar zeki ve akıllı olmayan erkek. Buna "İkinci Adam" da deriz. Genellikle filmin sonunda, esas kız kadar güzel ve uyanık olmayan "İkinci Kız"ı alır. Dokunmayın Şabanıma filminde Kemal Sunal esas oğlandır ve filmin esas kızına (Ahu Tuğba) ilgi duyar. Bu ilgiden kaynaklanan girişimler bir dizi komik duruma neden olur. Bir de Kemal Sunal'ın yanında yer alan ve onun kardeşini canlandıran bir yardımcı erkek karakter  (Haluk Akçatepe) vardır. Bu küçük kardeş Kemal Sunal'a oranla daha çok itilir kakılır ve Kemal Sunal'a oyun oynayayım derken her defasında salak durumuna düşer. Otoriter babanın (Hulusi Kentmen) estirdiği teröre karşın filmin sonunda Kemal Sunal güzel ve akıllı kızla evlilik izni koparır. Şamar oğlanı olan erkek kardeş de bu sırada hizmetçi kızla bir ilişkisinin olduğunu itiraf eder. Otoriter baba başta biraz kızsa da (tokatlar eşliğinde: "Neeeeee? Sennn de mi?... Vayyy ittt! Vayyy eşşşekk!") sonunda ona da evlenme izni çıkar (Hem döver, hem severiz netekim). Çifte düğün mutluluğu yaşanır. Herkes hakkettiğine kavuşmuştur.

Özgün tipler ise kökleşmiş bir tipin ilkörnekleridir (arketipleridir). Biriciklikleri o kadar önemlidir ki, tümüyle özgün bir tipi temsil ederler. Sonradan onların çok sayıda taklitkleri yapılır. Örneğin Faust, Othello ve Don Kişot gibi.
Uyanık Gazeteci Filminde Başkişi Ali'in Karşılaştığı Arketipler ve Yolculuğundaki Evreler
   Kemal Sunal, Kartal Tibet’in bu yalın öyküyü, buna çok uygun düşen abartısız bir dille ama görüntülerin güzelliğine de titizlik göstererek perdeye yansıttığını belirtiyor. Uyanık Gazeteci’in gerçekçi bir film olduğu sıkça söylenir.

      Uyanık Gazeteci filmi için, gönül rahatlığıyla tasarlanacak bir başka tanımlama “masalsı gerçekçilik” ya da “mitsel gerçekçilik” formülü olabilir. Hatta bariz bir biçimde filmin ilk yarısı gerçekçi, ikinci yarısıysa masalsı nitelendirmelerini hak eder. Kartal Tibet bu özelliği şöyle vurgular: “Filme yapısal açıdan bakılınca: Yönetmen dram-komedi yapısını kırmıştır. Olaylar diyalektik bir biçimde gelişir. Ali gitgide maddi dünyandan uzaklaşır, efsanevi hayallere, kurduğu hayallere inanmaya başlar.” Ali’in içinde bulunduğu toplumsal koşulları değiştirecek gücü tesadüfen ve rastgele oluşmuştur. 
   Ali tek başına tek gözlü bir evde yaşar. Bu ev hijyen açısından birçok olumsuzluğu beraber taşır, sıkıntı ve eziyetlerle dolu sınavı vardır. Ali tek başına ve zaman zamanda sevgilisiyle tüm sıkıntıları aşmaya çalışır. Ali’in bütün varlığı, ona yol arkadaşlığı eden fotoğraf makinası,telsizi ve motoruydu. Ama hepsi başkası tarafından ödünç verilmişti. 
   Gazeteci Ali, motoruyla,daktilosu ve fotoğraf makinasıyla yaptığı yaşadığı çağa göre güzel ve farklı bir iştir. Aslında Makineleşme ile rekabete girerek oyunu baştan kaybeden bir emekçidir.

   Henüz filmin başında Ali’in kendi dışında bir nesneye, bir at yarışı kuponunda kurtluşunu bağladığı görülür. At yarışı kuponu , bir simge olarak Ali'in içinde bulunduğu yaşam koşullarını aşma umudunu ve özlemini yansıtmaktır.
   Kentte yaşayan yoksul insanların birbirlerine olan güvenlerini yitirmiş olmaları filmin ilk bölümünde sergilenen diğer önemli toplumsal öğedir. Yoksul emekçi insanların kent ortamında birbirlerine yabancılaşmaları ve güvensizlikleri, Ali’in kişisel ilişkilerinde dikkat çeker. Filmde gazeteci Ali'in köylüler tarafından farkedilip tutsak alındığında, köylülerin Ali için ''Casus bu, bizi gözetliyip karşı köye haber yetiştiriyor.''demelerinden anlayabiliyoruz.
    Zaman zaman umutsuzluk içindeki Ali'in sergilediği ruhsal dengesizlikler, kendi kişisel gerçekliği ve yaşadığı acımasız gerçek arasındaki derin çatışmanın sonucudur. Hiçbir umudun kalmadığı, bilincinde kesinlik kazandıkça, Ali'in sevgilisini ve çevresindekileri tedirgin eden tuhaf davranışlar sergiler. Ali uzun süre toplumdan ayrı kalmış, gazetecilik sektörünün dibinde zorlu bir çaba içine girmiştir.Ali’in, gerçeklikle bağlarını koparan şey sürekli yaşadığı olayları sürekli abartması ve küçük olayları ise farklı anlatmasıdır. Aynı zamanda aklına geldikçe hayal dünyasından tutarsız, birbiriyle çelişkili olaylar anlatmaktadır.
   Film, bir arayış ve değişim öyküsüdür; tüm kişisel arayış ve değişim-dönüşüm anlatılarında olduğu gibi kökenini toplumsal kaygılardan alır. Tüm dünya medyaları Gazeteci Ali'in haberlerine yer verince, tüm insanlar kaygı duymaya başlıyor. Ali'in haberleri Birleşmiş Milletler dahil tüm Dünya ülkelerinin tek konusu haline gelmiştir.

   Gazeteci Ali'in  filmin sonunda fiziksel olarak ölmektedir; ama filmin sonu, Ali’in temsil ettiği şeyin yok oluşudur aslında. Yok oluş herhangi bir şekilde ölmekse, filmin gösterdiği de budur. Ali, filmde fiziksel olarak ölür. Çünkü aynı noktada yeniden doğacaktır. Artık geri dönüp başka bir süreç içine girebilir ve kendisine kader olarak biçilmiş olan yaşantıyı yıkıp kendi özgür yaşantısını kurabilir. Uyanık Gazeteci filminin genel olarak umutsuz bitmesinin amacı, izleyicinin bir antitez yaratıp buna sahip çıkmasını sağlamak içindir; yani birey, toplumsal sorunlarına sahip çıkmalı ve kendi koşullarına egemen olup umutsuz yenilgilerden uzaklaşmalıdır... 

   Gazeteci Ali, filmin başlarında üstlendiği haberci işlevini, öykü ilerledikçe yitirir. Bir barış elçisi haline gelir. Gazeteci Ali, özünde bir çeşit “biçim değiştiren” yani gerçek niyetini gizleyerek kahramanı belirli bir hedefe yönelten kişidir.



Farklı Kültürlerde Yayınlanan Televizyon Dizileri

Farklı Kültürlerde Yayınlanan Televizyon Dizileri

Yurt dışında en çok izlenme oranlarına erişmiş Türk yapımı tv dizileri


    Listeye ve yazıya eklemeler yapmak isteyenler; eyupkaanyoksu@gmail.com adresine mail atabilir veya https://www.instagram.com/eyupkaanyoksu sosyal medya üzerinden mesaj atabilir.

    Genel Bakış

    Yurt dışına televizyon dizilerinin ihracatı için tarih vericek olursak eğer;  ilk dizi ihracatının 2001, 2002 yılları yapımı Deli Yürek dizisi olduğunu söyleyebiliriz. Yönetmen koltuğunda Mustafa Şevki Doğan'ın oturduğu ve başrollerinde Kenan İmirzalıoğlu ile Zeynep Tokuş'un yer aldığı bu yerli yapım, birçok ülkenin fenomen dizisini geride bırakmıştır. Türk dizilerini en çok Balkan ülkeleri ve Ortadoğu ülkeleri takip etmektedir. Dizi sektörünün ihracatı için de bir nevi, kültür ihracı da diyebiliriz. Dizi ihracatı tarihine bakacak olursak eğer hiç kuşkusuz, muhteşem yüzyıl bu konuda 'muhteşem' bir başarıya imza atıyor gibi görünmektedir. Dizi için birçok televizyon kanalı teklifte bulunmuş ve yirmi iki kanal ile anlaşılmıştır. Yayınlar ise Aralık 2011 ile Ocak 2012'de başlamıştır. 2012 yılında 60 farklı ülkede yayınlanmış dizi en fazla ülkeye pazarlanan türk dizisi olmuştur.
    Diziler yurt dışında popüler olunca türk oyuncuları kendi ülkelerine davet ediyorlar. Bunun dışında kendi magazin programlarında dahi türk oyunculara yer veriyorlar.

    Calinos Holding Yönetim Kurulu Başkanı Fırat Gülgen'nin Ntv Yaşam Dergisine verdiği röportajdan bir bölüm:

    DİZİLERDE TÜRK ÜRÜNLERİ TANITILSIN 

    Yurt dışında yayınlanan Türk dizilerine ihraç ürünlerinin yerleştirilmesinin o ülkenin ihracat pazarı açısından iyi olacağını düşündüğünü belirten Gülgen, şunları söyledi:
    ''Bütün dünya Coca Cola'yı biliyor. Çünkü her filmde oyuncu mutlaka Coca Cola içmiştir. Biz de neden bir Çamlıca veya Pınar Su içilmiyor. Örneğin Ortadoğu'da beyaz eşya mı satmak istiyoruz, dizilerimize onları yerleştirerek, tekstil ürünü mü satmak istiyoruz ona yerleştirilmeli. Böyle bir çalışma yapılıyor, fakat henüz sonuçlanmadı.''

    Calinos'un Kazakistan, Bulgaristan, Makedonya, Ortadoğu, Özbekistan, Yunanistan, Kosova, Azerbaycan, İran, Ortadoğu ülkeleri, Romanya, Katar, Arnavutluk, Hırvatistan, Ukrayna gibi ülkelere pazarladıkları dizilerin isimleri şöyle:
    ''Acı Hayat, Aliye, Annem, Arka Sokaklar, Asi, Asmalı Konak, Aşk ve Ceza, Aşka Sürgün, Aşk-ı Memnu, Aşkım Aşkım, Berivan, Bıçak Sırtı, Bir İstanbul Masalı, Borsa, Bütün Çocuklarım, Büyük Yalan, Candan Öte, Canım Ailem, Çalıkuşu, Çocuklar Duymasın, Deli Yürek, Dudaktan Kalbe, Ekmek Teknesi, Elveda Derken, Eşref Saati, Ezo Gelin, Fırtına, Gece Gündüz, Genco, Geniş Zamanlar, Gurbet Kadını, Gümüş, Hayat Bağları, Hırsız Polis, Ihlamurlar Altında, İki Aile, İki Kız Kardeş, Kapalı Çarşı, Kavak Yelleri, Kaybolan Yıllar, Kınalı Kar, Kurtlar Vadisi, Küçük Kadınlar, Melekler Adası, Melekler Korusun, Menekşe ile Halil, Ömre Bedel, Pars: Narkoterör, Pusat, Sağır Oda, Sahra, Samanyolu, Sır Kapısı, Sırlar Dünyası, Son Bahar, Tatlı Betüş, Yabancı Damat, Yanık Koza, Yaprak Dökümü, Yasemin, Yol Arkadaşım, Yusuf Yüzlü, Zerda, Zeynep, Zirvedekiler''
    Anadolu Ajansı verilerine göre İhraç edilen yerli yapım televizyon dizilerinin en çok yayınlandığı ülkeler:
    Özbekistan, Yunanistan, Kosova, İran, Romanya, Bosna, Sudan, Irak, Kazakistan, Türkmenistan, Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Azerbaycan...

    OYUNCULAR KAHRAMAN GİBİ KARŞILANIYOR 

    Türk dizilerinin oyuncuları seyredildikleri ülkelere gittiklerinde kahraman gibi karşılanıyor, katıldıkları tanıtımlardan, oynadıkları reklamlardan büyük meblağlar kazanıyor. Türk yapımcılar, uluslararası fuarlara katılıp televizyon dizisi pazarlıyor. 2014 yılında Dubai'ye gezi düzenleyen eski Sanayi Bakanı Zafer Çağlayan'ın dikkatini, Türk dizilerinin başladığı saatlerde sokaklarda kimsenin kalmaması ve iş toplantılarının o saatlere konmaması çekmiş. Çağlayan'ın yaptığı açıklama şöyle: "Bu film ve dizilerde sadece Türk malının kullanımını sağlamak değil, aynı zamanda Türk yaşam tarzını da tanıtmak istiyoruz." Dizilerde tanıtılan Türk yaşam tarzı nedir, diye düşündüğümüzde karşımıza şunlar çıkıyor: Türk erkeklerinin hepsi yakışıklıdır. Türk kadınlarının hepsi güzel ve alımlıdır. Türk insanı zengindir. Güzel evlerde oturur, güzel arabalara biner. Pahalı restoranlarda yemek yer. Ayrıca karşımıza şunlar da çıkıyor: Türkiye, ahlaksız tekliflerin sıkça yapıldığı ve ahlak dışı ilişkilerin yaygın olduğu bir ülkedir. Kanun yoluyla çözülemeyen işler, silahlı toplum savunucuları tarafından çözülür. Yukarıda saydıklarımız, bu dizilerin yurtdışında Türkiye'yi layıkıyla temsil etmediğini söyleyenlerin çekinceleri. Öte yandan bu diziler Türk ekonomisine ve yapımcılık sektörüne önemli katkılar yapıyor. Türkiye'deki doğal ve tarihi güzellikleri ön plana çıkarıyor. Dizilerde oluşturulan albeni, Türkiye'yi bir cazibe merkezi haline getiriyor. Bunu yakın zamanlarda hazırlanan rehberlere, dizilerin çekildiği mekânların eklenmesinden de anlamak mümkün. En önemlisi nasıl Amerikan dizilerinde izlediğimiz vampir ve piskopatlar bizi Amerika'nın vampir ve piskopatlardan oluşan bir ülke olduğuna ikna etmiyorsa, bu dizilerin çizdiği tablonun sinemasal bir algı oluşturduğunu da kabul etmek gerekir.
    "Arap kadınları kendi hayatını sorguluyor"
    Arap ülkelerinde popüler türk yapımı dizileri izleyen arap kadınları kendilerini sorgulamaya başladıkları gözlenmektedir. "Özellikle kadınlar diziyi izledikten sonra kendi hayatlarını değerlendiriyorlar. Benim hayatımda şunlar eksik ya da eşim bana böyle davranmıyor gibi şikayetlerde bulunabiliyorlar. Kadınların kendi yaşamlarını, ortamlarını sorguladıkları bir ortam yaratıyor diziler."

    Dizilerle Türk kültürü de satılıyor

    İhraç edilen dizilerle Türk kültürünün de satıldığı yönünde pek çok araştırma ve tartışma olduğunu belirterek, yönetmen ve yapımcıların bunu bilinçli olarak yapmasa da dizilerde Türk kültürünün, yaşam tarzının, kullanılan eşyaların, mahalle ve sokakların, şehirlerin gösterildiğini söyledi.
    Çok farklı içerikte farklı konuları ele alan diziler ihraç edilmektedir. "Bunlardan bazıları daha sinematik diyebileceğimiz epik konuları ele alıyor. Örneğin TRT'de gördüğümüz Ertuğrul dizisi gibi tarihi bir dönemi ele alıyor, Osmanlı İmparatorluğu'nun doğuşunu ele alıyor. Bu tip diziler de var. Bunun dışında daha polisiye, daha romantik ilişkilere odaklanan diziler de var. Bu çeşitliliğin iyi bir şey olduğunu düşünüyorum."

    1-Sıla
    Senarist: Muharrem Buhara
    Yönetmen: Yasin Uslu, Gül Oğuz
    Başrol Oyuncuları: Cansu Dere, Mehmet Akif Alakurt
    Türü: Dram, aksiyon
    Dizinin en çok izlendiği ülkeler: Azerbaycan, Irak, Kosova

    Ortadoğu ve Balkanlardaki başarılarından sonra Güney Amerika'ya da satılmış bir türk dizisidir. Yaklaşık olarak 20 farklı ülke de aynı tarih aralığında yayınlanmıştır.

    2-Ezel
    Senarist: Kerem Deren, Pınar Bulut
    Yönetmen: Uluç Bayraktar
    Başrol Oyuncuları: Kenan İmirzalıoğlu, Cansu Dere, Yiğit Özşener
    Türü: Aksiyon, Dram
    Dizinin en çok izlendiği ülkeler: Bulgaristan, Vietnam, Irak, Şili ve Arjantin.

    Ezel dizisi yayınlandığı dönem boyunca en çok izlenen dizilerden birisi olmayı başaran Ezel dizisi uluslararası alanda büyük bir başarıya imza atmıştır. Ay Yapım ve dünyaca ünlü Amerikalı yapım şirketi 20th Century Fox, Ezel dizisinin senaryo haklarının satılması konusunda 2014 yılında anlaştı. Ünlü dizi Amerika'da baştan çekilerek CBS kanalında seyirciyle buluştu.

    3-Kurtlar Vadisi
    Senarist: Raci Şaşmaz, Bahadır Özdener
    Yönetmen: Serdar Akar, Sadullah Şentürk, Zübeyr Şaşmaz, Osman Sınav.
    Başrol Oyuncuları: Necati Şaşmaz, Özgü Namal, Oktay Kaynarca
    Türü: Aksiyon
    Dizinin en çok izlendiği ülkeler: Irak, Azerbaycan, Makedonya
    Arapça adı ''Vadi El Diap'' olan dizide, ''Polat Alemdar'' karakteri Arapça dublajında ''Murad'', ''Elif'' karakteri ''Raha'', ''Çakır'' da ''Şakir'' olarak değiştirildi.
    Kurtlar Vadisi yurtdışında ülkemizdeki kadar büyük ilgi görmese de Filistin, Birleşik Arap Emirlikleri, Azerbaycan, Özbekistan, Bulgaristan ve Kazakistan gibi ülkelerde yüksek izlenme oranları tutturdu.

    4-Elveda Rumeli
    Senarist: Alican Yaraş
    Yönetmen: Serdar Akar
    Başrol Oyuncuları: Erdal Özyağcılar, Şebnem Sönmez
    Türü: Dram, Tarih
    Dizinin en çok izlendiği ülkeler: Makedonya, Kosova, Arnavurtluk
    Dizinin oyuncu kadrosu ve teknik ekibinde Türk ve Makedonlar yer aldı. Dizi, Makedonya'da Manastır dolaylarında çekildi. İki ülkenin topraklarında çekilen dizinin yapımcılığını türk bir firma üstlenmiştir.

    5-Muhteşem Yüzyıl
    Senarist: Meral Okay - Yılmaz Şahin.
    Yönetmen:Taylan Biraderler, Mert Baykal, Yağız Alp Akaydın.
    Başrol Oyuncuları: Halit Ergenç, Meryem Üzerli
    Türü: Dram ve Tarih
    Muhteşem Yüzyıl dizisi Ortadoğu'dan, Balkanlar'a; Avrupa kıtasından Amerika kıtasına kadar izleyici kitlelerine ulaştı. Yetmişten fazla ülkede yayınlanan Muhteşem Yüzyıl toplamda 500 milyona yakın seyirciye ulaştı. Bu sayede oyuncuları dünya çapında üne kavuşan dizi yayınlandığı hemen hemen tüm ülkelerde başarıya ulaştı.
     Muhteşem yüzyıl dizisi ilk olarak yayın hayatına Show TV kanalı ile başlamış ve ardından da Star TV de devam etmiştir. Muhteşem yüzyıl dizisi için birçok televizyon kanalı teklifte bulunmuş ve yirmi iki farklı kanal ile anlaşılmıştır. Yayınlar ise Aralık 2011 ile Ocak 2012'de başlamıştır. Toplam 45 ülkede 210 milyondan fazla izleyiciye ulaşmıştır. Dizi 11 haziran 2014 tarihinde sona ermiştir. 2013 yılında 60 farklı ülkede yayınlanması beklenen dizi en fazla ülkeye pazarlanan Türk dizisi olmuştur. Haziran 2013 tarihinde, Çin devlet televizyonu CCTV diziyi yayınlamak için Tims Productions ile anlaşmıştır.
    Bosna-Hersek'te de 27 Ağustos 2012 tarihinde OBN kanalında Süleyman Veliçanstveni (Muhteşem Süleyman) ismiyle ilk kez yayınlanmaya başlayan dizi, yayınlandığı ilk gün ülkenin en çok izlenen dizisi oldu. OBN kanalının açıklamasına göre, 17 ile 49 yaş arasındaki kadınlar arasında yapılan araştırmada, Muhteşem Yüzyıl'ın ülkenin en çok izlenen dizisi olduğu belirtilmiştir.

    6-Aşk-ı Memnu
    Senarist: Ece Yörenç
    Yönetmen: Hilal Saral
    Başrol Oyuncuları: Beren Saat, Kıvanç Tatlıtuğ
    Türü: Dram, Romantik
    Dizinin en çok izlendiği ülkeler: Irak, Kosova, Arabistan
    Aşk-ı Memnu yayınlandığı dönemde ülkemizde reyting rekorları kırmış her bölümü günlerce konuşulmuştu. Final yaptıktan hemen sonra başlayan tekrar bölümleri de yine büyük ilgiyle izlenmişti. Yurtdışında da özellikle Arap ve Avrupa ülkelerinde yine aynı ilgiyle takip edilmiştir.

    Aşk-ı Memnu televizyon dizisi ispanyolcaya uyarlanmıştır. Yaklaşık olarak 25 ülkede yayınlanmıştır.

    7-Öyle Bir Geçer Zaman ki
    Senarist: Coşkun Irmak
    Yönetmen: Zeynep Günay Tan
    Başrol Oyuncuları: Erdal Özyağcılar, Şebnem Sönmez
    Türü: Dram
    Dizinin en çok izlendiği ülkeler: Irak, Kosovai Filistin, Arabistan
    “Ala Maral Zaman” adıyla, Arap televizyonlarında yayınlanmıştır. Bir dönem dizisi olan Öyle Bir Geçer Zaman ki Yunanistan'dan Mısır'a; Suudi Arabistan'dan Sırbistan'a onlarca ülkede ülkemizdeki gibi ilgiyle izlenmiştir.

    8-Fatmagül'ün Suçu Ne?
    Senarist: Ece Yörenç, Melek Gençoğlu
    Yönetmen: Hilal Saral
    Başrol Oyuncuları: Beren Saat, Engin Akyürek, Sumru Yavrucuk, Musa Uzunlar, Civan Canova
    Türü: Dram
    Dizinin en çok izlendiği ülkeler: Makedonya, Arabistan, Filistin, Irak

    9-Medcezir
    Senarist: Ece Yörenç
    Yönetmen: Ali Bilgin
    Başrol Oyuncuları: Çağatay Ulusoy, Serenay Sarıkaya, Barış Falay, Mine Tugay
    Türü: Dram, Gençlik
    Dizinin en çok izlendiği ülkeler: Arabistan, İran, Irak

    10-Binbir Gece
    Senarist: Yıldız Tunç, Murat Lütfü, Mehmet Bilal, Ethem Yekta
    Yönetmen: Kudret Sabancı
    Başrol Oyuncuları: Halit Ergenç, Bergüzar Korel, Tardu Flordun, Ceyda Düvenci
    Türü: Dram, Romantik
    Dizinin en çok izlendiği ülkeler: Arnavurtluk, İran, Almanya, Filistin
    Dizi özellikle 2014 Mart ayında Şili'de yayınlanmaya başladıktan sonra diğer Güney Amerika ülkelerinde de gösterime girmeye başlamıştır.